Category

Teknoloji

Mutluluk mu ?

Eğer mutluluk denen şey maddi bir şey olsaydı bütün zenginler parası neyse basıp alırlardı sanırım.

_ Abicim sar bana oradan yarım kilo mutluluk!
+600 gr oldu abi yine de sarayım mı böyle?
_Tamam sar sar fazla mutluluk göz çıkartmaz!

Ama işler böyle gitmiyor işte, diplomaysa diploma evse ev eşse eş neyin insanları mutlu ettiğine inanıyorlarsa sahip oluyorlar ama yine de mutlu olamıyorlar.

İnsanlar olarak hepimiz mutlu olmak istiyoruz. “Hayır ben artık mutlu olmak istemiyorum arkadaşım” diyebilen kimse ya zihinsel engelli ya da yine zihinsel engellidir. Üçüncü bir alternatifi yok bunun.

Dünyada hiç bir kelime yoktur ki bu kadar güçlü yaşanmak istensin ama ne olduğuna ve nasıl olunacağına dair ortak bir görüş ortaya çıkamamış olsun.

“Mutluluk nedir?” sorusu daha kesin yanıt bulamadan “nasıl mutlu olunur? “sorusuna cevap arıyoruz. Oysa herkes için mutluluk tanımı çok başka olduğu gibi mutluluğun sırrı da başkadır biz tam burayı es geçiyoruz. 
Kimine göre mutlu olmanın sırrı sivilcesini patlatmak iken kimine göre mutlu olmanın sırrı jeti ile havada bir tur atmak olarak tanımlanır.

Afrika’da yaşayan biri için mutluluğun sırrı temiz su bulmak iken Kanada’da yaşayan biri için mutlu olmak son çıkan İPhone telefona sahip olmak.

Ha bana “mutluluk nedir?” diye sorarsanız iki saniye düşünmeden yoğurtlu makarna yemek derim o da benim fakirliğim kimseyi de ilgilendirmez.

Demek ki “mutluluk nedir?” sorusunun milyarlarca insanda milyarlarca ayrı cevabı olabilir. İkiyüz yıl önce Fransa’da yaşayan birine “aga mutluluk nedir?” diye sorsaydık muhtemelen “mutluluk giyotine gitmeden yaşamayı başarmaktır” derdi. Sonra dönüp “Mutluluğun sırrı nedir?” diye sorsak aynı adama, “her gün ekmek yerine pasta yemek” der miydi acaba bilemedim şimdi.

Hedonizm, “mutluluk nedir?”, “mutlu olmanın sırrı nedir?” sorularının tanımını yaparken “canın ne istiyorsa yap, önüne geleni ye bu dışkı bile olsa seni mutlu edecek haz verecekse sakıncası yok tadına bi bak ölümü gör yemezsen” diyen bir felsefe. Böyle yaşayan insanlar genelde on sene sonra “hayat bana çok anlamsız geliyor zaten yaşamak neki hı neki” diye histerik biçimde intihar ederek defolup gidiyor bu dünyadan. Nihilizm ile amca çocuğu olan bu felsefeye genelde gençler kapılıyor. Ölmeyi beceremeyen de 20 sene sonra ege kasabasına yerleşme planları yapıyor işte.

Durum böyle olunca bilim adamları da oturmuş “patır patır millet ölüyor şu diş macunu araştırmalarını bi kenara bırakalım da mutluluğun sırrı ne onu önce bulalım, bir tarafını fırçalamaktan yumurta dile gelecek yeter kırıp yiyin de bana şu işkenceyi yapmayın a nokta qu diyecek” demişler.

Demişler de onlarda “mutluluk nedir?” sorusunun tam cevabını bulamayıp “bebek bezinde gül saklasak n’olur acaba bak çok merak ettim” deneylerine vermişler kendilerini.

Demek ki “Mutluluk Nedir?” sorusunun kesin bir tanımı yok.

Sonsuz mutluluk bir defa yok ona ikna edeceğiz kendimizi. Peki nasıl mutlu anları çoğaltacağız? Dananın kuyruğu için, “çeksene elini kopartcan mı şeyimi” dediği yer tam da burası. 
İşe başlamadan önce instagram’da çok mutlu görünen eşi dostu engelleyin. Çünkü hepsi yalancı. Kimse o kadar mutlu olamaz. Herkes en mutlu en kusursuz anlarını resimleyip kendi reklamını yapıyor bunda mutabık kalmamız lazım.

Siz hiç dayak yedikten sonra #morgöz #kocişkomladayakkeyfi#bugünyineiçipgeldi hastagleri kullanan paylaşım gördünüz mü?

Göremezsiniz, çünkü insanlar için mutlu görünmek mutlu olmaktan daha önemli artık.

Oscar Wilde, ”insanlardan çoğunun mutluluğu ve mutsuzluğu kendi düşünce ve inanışlarına bağlıdır” der.

Güzel de der…

“Mutluluğun sırrı nedir?” diye araştıran bilim insanları yardım etmenin insanları uzun süreli mutlu ettiğini keşfetmiş. Yaşlı bir teyzenin evini temizlemek, imkan varsa bir fakire para olarak bağış yapmak, kendini kötü hisseden birini dinlemek bile iyi geliyormuş insanlara. Başkaları için bir işe yaramak mutlu olmanın en kolay yolu belki.

Gülümsemek mutlu hissetmenin yollarından bir diğeri.

Bütün gün Müslüm Gürses dinleyip akşamda her sahnesinde böğüre böğüre ağlayan dizi karakterlerini görürseniz gülümsemek zor tabi. Önce şu melankolik havadan bi çıkmak lazım.

Sonra kendinize acımayı bırakın.

Dünyada 7 milyar insan bir sürü sorun ile uğraşıyor. Ama sen kalkıp “takma tırnağım kırıldı Boğaçhan” diye ilgi beklersen daha çok beklersin. Dünyada tek doğuran kadın sen gibi tek arabasının taksitini denkleştiremeyen adam senmişsin gibi tek mutsuz evlilik seninmiş gibi davranırsan mutluluğun sırrı yerine “ölmeden ölmenin alternatif yolları” konulu yazının mevzusu olursun.

Şükretmek ve sabretmek mutluluğun en önemli sıralarından biri bence.

Hayatınızda olan hayatınıza giren hayatınıza girecek herkes için şükredin. Size mutsuzluktan başka bir şey vermemiş insanların varlığı bile şükür sebebidir. Sizin bugünlere siz olarak gelmenize yardım etmiş tuğlalar gibi düşünün. Elinde olana şükreden elinde olmayana sabreden insanların daha mutlu oldukları bilimsel olarak kanıtlanmış. Ayağı olmayan gözü olduğu için şükrederse, gözü kör olan da elleri olduğunu düşünüp sabrederse hayat daha çekilesi oluyor. Eğer bakmazsak hayata böyle komşunun tavuğu gözümüze hep kaz görünmeye devam eder.

Affetmek bir diğer mutluluk sırrı bana göre.

Affetmediğimiz ve omuzlarımızda yük gibi taşıdığımız herkes bizi mutsuzluğa itiyor. Affetmeyerek o kişiye ders ve ceza verdiğimizi zannediyoruz ama en büyük cezayı kendimize kesiyoruz. Sabah o kin ile uyanıyor günü o kin ile bitiriyor akşam o kin ile yatıyoruz. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi yok mevzusu işte bilirsiniz. Kibrimiz bazen gözlerimizi öyle kör ediyor ki “bana bu yapılır mı beh” kafası ile dolaşıyoruz.

İnsan olduğumuzun ve süper güçlerimizin olmadığı gerçeği ile yüzleşmek bir diğer mutluluk sırrı.

Her şeyi biz başaramayız aynı anda tıp öğrenip mühendislik yaparken amuda kalkarak en iyi ressam biz olamayız. Ama yaşadığımız çağ bize hep “en” olmayı telkin ediyor. En iyi kadın en güzel kadın en zengin erkek en başarılı erkek en romantik erkek en titiz kadın en iyi anne. “En” olamadığımız zamanlar ile yüzleşin e de sonsuz bir mutsuzluk girdabına düşüyoruz. Televizyonda vücut ölçüleri “en” olan kadınlar, cüzdanı “en” dolu adamları görünce kendimizi eksik hissediyor ve mutsuz oluyoruz. Hayatımız en olmaya çalışmak ve en olamadığımız zamanların çöplüğü gibi. Sanki bizden başka herkes mükemmel herkes çok iyi anne herkes çok iyi koca herkes çok iyi evlat gibi zannediyoruz. Bunun en önemli sebebi aile mahremiyetinin sosyal medya ile kalkmış olması. İnsan olduğumuzu ve asla mükemmel biri olamayacağımızı, herkes kadar hataları olan ama iyi biri olduğumuzu kabul etmek mutlu olmanın en önemli sırrı belkide.

Mutluluğun bir diğer sırrı da beklememek.

Ömrümüz ama ben onu aradım o beni aramadılar, ben ona her şeyi yaptım o bana yapmadılar, ben senin paylaşımı beğendim sen beni dürtmedinler ile geçiyor. Durum böyle olunca dünya etrafımızda dönüyor zannediyoruz. Sanki muhatabımızın bütün dünyası biz olmalıymışız da bize çok pis ayıp etmiş kafası yaşıyoruz hep. Öyle olunca da bumerang gibi mutsuzluk dönüp bizi buluyor yine.

Mutluluğun başka bir sırrı da mutluluğu sebeplere bağlamamak.

Kafamızda kurduğumuz bir mutlu insan profili var. 36 beden olursam mutlu olacağım bankada 1 milyon liram olsa kesin mutlu olurum o istediğim çanta benim olsa dünyanın en mutlu insanı ben olurum filanca kadını elde edersem benden mutlusu olmaz…gibi. Mutluluğu belli hedeflere odaklıyoruz, olmayınca kolumuz kanadımız kırılıyor. Sanki hiç bir şeyi başaramayız bizden başka herkes çok becerikli de bir bizden adam olmaz yanlışına düşüyoruz.

Oysa menzilden çok yolu sevmek lazım.

İstanbul’a gitmek için yola çıkan biri İstanbul’a giderse mutlu olacağı beklentisi ile yola çıkıyor. İstanbul’a gidince üç gün sonra şehir üstüne üstüne gelmeye başlıyor ve “bu muymuş” diyor. Sonuç mutsuzluk memnuniyetsizlik. Oysa İstanbul’u değil İstanbul’a gitme eylemine odaklansa daha fazla haz alacak. Yol arkadaşını sevse manzarayı sevse molaları sevse aldığı zevk iki katına çıkacak.

Bütün işlerde böyle bu aslında. Evlilikler çocuklar işler hep bu bakış açısı ile değerlendirildiği zaman hayat daha çekilesi oluyor.

Son olarak mutlu olmanın sırrı “keşke” dememekte yatıyor.

Hayatımızı keşkeler üzerine inşa ediyoruz. Keşke bu işi seçmeseydimler keşke bu evi almasaydımlar keşke evlenmeseydimler bir tümör gibi sömürüyor benliğimizi. Eğer mutlu olmak gerçekten istiyorsak “Keşke” lerin yerine “İyi ki” leri koymak zorundayız. İyi ki bu işe girdim o kadar işsiz insan var, İyi ki bu evi aldık okul yakın market yakın merkeze uzak ama olsun, iyi ki evlendim daha düzenli bir hayatım oldu gibi cümleler ile değiştirmek lazım söylemlerimizi.

Yoksa mutluluk gerçekten “Sır” olmaya devam edecek hepimiz için.

Kartsız online alışveriş dönemi

Amazon.com.tr, banka veya kredi kartı olmadan online alışveriş yapmayı sağlayan yeni hizmetini kullanıma açtı. 

Site üzerinden erişilebilen bakiye yükleme alanı sayesinde Amazon.com.tr müşterileri, anlaşmalı Teknosa, Carrefour ve BİM mağazalarından aldıkları kod ile Amazon hesaplarına yükleme yapabilecekler. Amazon.com.tr müşterileri artık Türkiye genelindeki anlaşmalı Carrefour ve Teknosa mağazalarından satın alacakları 25 TL, 50 TL ya da 100 TL tutarındaki kodlarla bakiyeyeyi hesaplarına nakit olarak aktararak banka veya kredi kartı bilgilerini paylaşmadan site üzerindeki elektronik ürünlerden bebek ürünlerine kadar yüzlerce ürün için kartsız alışveriş yapabilecek.

Şirketin Türkiye Ülke Müdürü Richard Marriott: “Amazon.com.tr olarak kullanıcılarımızın alışveriş deneyimini zenginleştirmek adına hizmetler geliştirmek için sürekli çalışıyoruz. Yeni hizmetimiz sayesinde artık kullanıcılarımız site üzerinden kredi ya da banka kartı olmadan alışveriş yapabilecek. Anlaşmalı mağazalar üzerinden piyasaya sürdüğümüz kartlar ile müşterilerimiz daha fazla ödeme seçeneğine sahip olurken, tercih ettikleri yöntemle ödeme yaparak online alışveriş yapacak” dedi.

Yeni hizmet ile müşteriler hesap bakiyelerini www.amazon.com.tr/yukle adresinden doldurabilecek ve bakiye ile site üzerinden alışveriş yapabilecek. 25, 50 ve 100 TL değerindeki kodlara bugün itibarıyla anlaşmalı mağazalardan ulaşılabilecek.

İstanbul’un sürücüsüz metrosuna yerli çözüm

Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSAN’ın güç birliğiyle başlatılan Sürücüsüz Metro Sinyalizasyon Sistemi Geliştirme Projesi son sürat devam ediyor.

Türk mühendislerinin geliştirdiği sürücüsüz metro altyapısı 2021 yılında devreye alınacak. İstanbul raylı sistemlerinin işletmesi ve bakımından sorumlu Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSANgüç birliğiyle geçen yıl başlatılan Sürücüsüz Metro Sinyalizasyon Sistemi Geliştirme Projesi son sürat devam ediyor. 2021’de işletmeye alınacak projede 100’den fazla Ar-Ge mühendisi görev alıyor.

Sözleşme bedeli haricinde kurumların kendi öz kaynaklarıyla da finansal destek sağladığı çalışmalar, modüler mimariyle geliştirildiğinden hızla yeni metro hatlarına uyarlanabilecek.

Proje kapsamında dünyada sadece 5-6 firmanın sahip olduğu Haberleşme Tabanlı Metro Sinyalizasyon Teknolojisi tamamen milli imkanlarla geliştirilecek.

Sinyalizasyon sisteminin, operasyonel ihtiyaçları üst düzeyde karşılayan ileri teknolojik ürün olarak öncelikle yurt içi pazarda yüksek satış potansiyeli sağlaması öngörülüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gelecek yıllar için planladığı bin kilometre uzunluğunda metro hatlarıyla 5 bin metro aracı yatırımlarının ayrılmaz parçası olan sinyalizasyon sistemlerinde böylelikle yurt dışı bağımlılığı ortadan kaldırılmış olacak.

Bu kapsamda, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Halkalı Metrosu, Gebze-Darıca Metrosu, Buca Metrosu, ANKARAY, Ankara Havalimanı Metrosu, Konya Metrosu için tasarım ekipleri karar vericilerle görüşmelere devam ediyor ve gerekli bilgilendirmeler yapılarak milli çözümün faydaları aktarılıyor.

Metro araç ve sinyalizasyon sistemlerinde maliyetler uzun vadede hesaplanıyor. Örneğin, 30 yıllık işletme sonunda ilk alım maliyeti, enerji tüketimi, arıza, bakım ve yedek parça giderleri gibi maliyetlerin toplanmasıyla “yaşam ömrü maliyeti” oluşturuluyor. Bu nedenle metro yatırımı yapılırken, ilk alım maliyetinin yanı sıra, diğer maliyet kalemlerinden enerji tüketimiyle 30 yıllık lojistik destek maliyet kalemlerinin de değerlendirilmesi gerekiyor.

Maliyetler düşürülebilecek

Enerji tüketiminin düşürülmesi, verimli araç çekiş sistemleri, rejeneratif frenleme ve sürücüsüz sinyalizasyon sistemleri ile sağlanırken entegre lojistik desteğin ise ancak milli tasarım ve yerli üretimle çözülmesine ihtiyaç bulunuyor.

Metro araçları artık yeni nesil haberleşme tabanlı sinyalizasyon sistemleriyle sürücüsüz kontrol ediliyor. Böylelikle daha güvenli ve verimli işletme yapılırken maliyetler azaltılıyor.

İstanbul metro hatlarında değişik tiplerde araçlar ve sinyalizasyon sistemleri bulunuyor. Bu farklılıklar işletme esnasında bazı sıkıntılar oluşturuyor. Uyumsuz yedek parçalar, stok maliyetinin, tedarik sürelerinin ve tecrübeli personel sayısının artmasına neden oluyor. Bu sorunun çözümünde İstanbul metrolarında standartlaştırmaya gidilmesi büyük önem taşıyor.

Hem araç tiplerinde hem de sinyalizasyon sistemlerinde ortak gereksinimlere göre şartnameler hazırlanır ve milli sinyalizasyon sistemi çözümü oluşturulursa standartlaşma sağlanarak “yaşam ömür maliyeti” düşürülebilecek.

3 yıl önce yola çıkıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketi Metro İstanbul AŞ ile ASELSAN arasında milli sinyalizasyon geliştirilmesi çalışmaları 3 yıl öncesine uzanıyor.

Yürütülen çalışmalar neticesinde, geçen yıl protokol imzalandı ve ardından M1 hattının modernizasyonu kapsamında Milli Sürücüsüz Sinyalizasyon Geliştirilmesi Sözleşmesi bu yılın başında imzalandı.

Sözleşme kapsamında Türkiye’nin önde gelen kurum ve kuruluşlarıyla çalışmalara başlandı. Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSAN güç birliği yaparak Türkiye’de ilk defa sürücüsüz metro sinyalizasyon sistemini geliştirme ve sertifikasyonunu alma hedefiyle yola çıktı.

Gereksinimler tamam, tasarım süreci sürüyor

Haberleşme Tabanlı Metro Sinyalizasyon Projesi kapsamında Araç Üstü Tren Kontrol ve Koruma Sistemi, Trafik Kontrol Merkezi ve Hat Boyu Tren Kontrol Sistemi gibi üç temel teknoloji geliştiriliyor.

ASELSAN proje teknik yöneticisi olarak sistem mühendisliği faaliyetlerini yürütüyor. Şirket, bu kapsamda Araç Üstü Tren Kontrol ve Koruma Sistemi üzerinde çalışıyor. Metro İstanbul AŞ, Trafik Kontrol Merkezinin geliştirilmesinden sorumlu olan şirket olarak yer alıyor. Hat Boyu Tren Kontrol Sistemi’nin geliştirilmesinde TÜBİTAK BİLGEM ile çalışmalar yapılıyor.

Ortak geliştirilen proje üç aşamada yürütülüyor. Birinci aşamada, geliştirilen yazılımların simülasyon ortamında test edilmesi hedefleniyor. İkinci aşamada, SIL-4 güvenlik seviyesinde geliştirilecek donanımlar üzerinde yazılımların test edilmesi planlanıyor. Üçüncü aşamada ise geliştirilen sistemlerin gerçek donanım ve yazılımlarla 2 metro tren seti üzerinde doğrulanması yapılarak projenin tamamlanması hedefleniyor.

Çalışmalar kapsamında sistem gereksinim özellikleri bitirilirken, sistem tasarım süreci devam ediyor.

Huawei’nin yeni işletim sistemi HarmonyOS bütün akıllı cihazları kapsayacak

Çinli teknoloji devi Huawei çıkaracağı yeni işletim sistemini sadece telefon ve laptoplar için değil bütün akıllı cihazlarda kullanmayı hedefliyor.

Mart 2018’de Çin’den ithal edilen güneş panelleri ve alüminyuma uygulanan gümrük vergilerini artırmasıyla başlayan ABD-Çin ticaret savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’un Çinli teknoloji firmalarına sınırlama getirmesi ile teknoloji sahasına da taşındı.

ABD yönetiminin getirdiği kısıtlamaların ardından Silikon Vadisi’nin dev şirketlerinden buna paralel adımlar gelmeye başladı. Google’nin yanı sıra Intel, Broadcom, Qualcomm ve Xilinx gibi ABD’li dev teknoloji şirketleri, Huawei ile olan ilişkilerini askıya aldıklarını ve ürün tedariki sağlamayacaklarını açıklamıştı.

ABD hükümetinin kısıtlamaları 90 gün ertelemesine ve ABD’li teknoloji firmalarının Huawei ile geçici olarak iş yapmasına izin vermesine rağmen, Huawei’nin uzun vadede Android’e olan bağımlılığını azaltmak için kendi işletim sistemini geliştireceği konuşuluyordu.

Çinli teknoloji devi, dün gerçekleştirilen Huawei Geliştirici Konferansı 2019’da tüm cihazlarla ve senaryolarla uyumlu bir kullanıcı deneyimi sunmak için tasarlanan mikro çekirdek tabanlı işletim sistemi olan HarmonyOS’u dünyaya duyurdu.

Şirket, yeni işletim sistemini dünya çapında açık kaynaklı bir platform olarak piyasaya sürecek. Huawei ayrıca, geliştiricilerle iş birliğini desteklemek için açık kaynak temelli bir topluluk da kurmayı hedefliyor. Huawei, yeni işletim sistemini önce Çin’de daha sonra ise dünyaya pazarlamayı planlıyor.

Huawei’nin Tüketici Elektroniği Grubu Üst Yöneticisi (CEO) Richard Yu, konferansta yaptığı konuşmada, kullanıcıların tüm cihazlarda ve senaryolarda bütünsel olarak akıllı deneyim bekledikleri bir döneme girildiğini söyledi. Richard Yu şöyle konuştu:

“Bunu desteklemek için, çapraz platform yetenekleri gelişmiş bir işletim sistemine sahip olmanın önemi son derece açık. Bu ihtiyaca yönelik olarak, farklı cihaz ve platformlarda kullanılabilen, düşük gecikme süresi ve güçlü güvenlik özellikleri özelinde tüketici talebini karşılayabilecek senaryolara yönelik çözümler üretmeliyiz. HarmonyOS ile tam olarak bunu hedefledik. HarmonyOS, Android ve iOS’tan tamamen farklı. HarmonyOS, tüm senaryolarda sorunsuz bir deneyim sunan mikro çekirdek tabanlı bir işletim sistemidir. Güvenilir ve güvenli bir mimariye sahiptir ve cihazlar arasında sorunsuz iş birliğini destekler. HarmonyOS ile uygulamalarınızı bir kez geliştirdikten sonra, daha sonra bunları bir dizi farklı cihaza esnek bir şekilde dağıtmak mümkün.”

Tüm sistemlerde uyumlu olacak

HarmonyOS işletim sisteminin akıllı saatler, akıllı ekranlar, araç içi sistemler ve akıllı hoparlörler gibi akıllı cihazlar için uyumlu bir yapıda olduğunun altını çizen Richard Yu, “Huawei, bu uygulama sayesinde cihazlar arasında entegre ve paylaşılan bir ekosistem kurmayı, güvenilir bir çalışma ortamı oluşturmayı ve her cihazla bütünsel bir akıllı deneyim sunmayı amaçlamaktadır. HarmonyOS’un sektörü yeniden canlandırıp ekosistemi zenginleştireceğine inanıyoruz. Amacımız insanlara gerçekten ilgi çekici ve farklı bir deneyim sunmak. Bu yeni ekosistemi inşa ederken dünyanın dört bir yanındaki geliştiricileri bize katılmaya davet ediyoruz. Birlikte, tüm senaryolarda tüketiciler için akıllı bir deneyim sunacağız.” diye konuştu.

Yeni sistem 4 farklı özelliği beraberinde getiriyor

Huawei’den yapılan açıklamaya göre yeni çıkacak işletim sistemi 4 farklı özelliği beraberinde getirecek. Şirkete göre işletim sistemi, dağıtılmış mimari ve dağıtılmış sanal veri yolu teknolojisi ile tüm senaryolarda kesintisiz ve iş birliğine dayalı bir deneyim sunacak. Yüksek performanslı IPC özelliği Deterministic Latency Engine ve yüksek performanslı Inter Process Communication (IPC) ile düşük performans sorunlarına çözüm olacak.

HarmonyOS, gelişmiş güvenlik ve düşük gecikme özelliğine sahip yeni bir mikro çekirdek tasarımı ile çekirdek işlevlerini basitleştirmek, çekirdek dışındaki kullanıcı modunda mümkün olduğunca çok sayıda sistem hizmeti uygulamak ve karşılıklı güvenlik koruması eklemeyi amaçlıyor. Çok cihazlı IDE ise geliştiricilerin birden fazla cihazda çalışan uygulamaları daha verimli bir şekilde oluşturmalarını planlıyor.

Huawei, HarmonyOS’un gelişimine yönelik yol haritasını da açıkladı. HarmonyOS 1.0, bu yıl başlayacak olan akıllı ekran ürünlerinde ilk kez kullanılacak. Sistem, önümüzdeki üç yıl boyunca giyilebilir ürünler, HUAWEI Vision ve otomobiller de dahil olmak üzere daha geniş bir akıllı cihaz yelpazesinde kullanıma sunulması hedefleniyor.

Facebook’tan insan aklını okuyup metne döken yapay zeka

Facebook, dünya genelinde 1.5 milyar kullanıcıyı aşkın büyük bir kitleye hizmet ediyor. Instagram ve WhatsApp uygulamalarının arkasındaki isim olan Facebook, aynı zamanda Ar-Ge yatırımlarına da ağırlık veriyor. Son olarak şirketin insan beynini okuyabilen ve bunu metne dönüştürebilen yapay zeka teknolojisi geliştirdiği ortaya çıktı.

İnsanların aklından geçenleri birbir yazıya dönüştürebilen yapay zeka teknolojisi, geleceği şekillendiren gelişmelerden biri olacak gibi görünüyor. Facebook Reality Labs tarafından finanse edilen yeni teknolojinin çalışma mantığı ise şöyle: Kullanıcılar önce kişinin kafatasına elektrotları yerleştiriyor, ardından insan beynindeki kelimelerin kodu çözülmeye başlıyor.

Bu deneyin sonuçlarını dünyayla paylaşan Facebook, yapay zeka teknolojisiyle insan beyninden geçen kelime veya cümlelerin başarıyla okunabildiğini ve metne dönüştürebildiğini kaydetti. 

Bu teknoloji sayesinde yakın gelecekte konuşma güçlüğü çeken ve felçli hastaların düşüncelerini rahatlıkla yazıya dönüştürebilmesi amaçlanıyor. Ancak şu an emekleme aşamasında olan teknolojinin bu noktaya gelmesi için alması gereken uzun bir yol var.

Türkiye’de her bir veri ihlalinin ortalama maliyeti 11,15 milyon TL

IBM Güvenlik İş Birimi ve Ponemon Institute, veri ihlallerinin kuruluşlar üzerindeki maliyetini inceleyen yıllık araştırmasını yayınladı. Araştırmaya göre, bir veri ihlalinin maliyeti, son beş yılda yüzde 12 artarak ortalama 3,92 milyon dolara ulaştı.

Türkiye’den 22 şirketin de katıldığı araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de veri ihlalinin ortalama toplam maliyetiyse önceki yıla kıyasla yüzde 18,5 artarak 11,15 milyon TL’ye yükseldi. Kayıp ve çalıntı her verinin maliyeti de yüzde 23,3 oranında bir artışla 570 TL’ye ulaştı. Veri ihlallerinin yüzde 45’inin nedeni ise kötü amaçlı veya suç niteliğindeki saldırılardan oluştu.

Dünya genelinde geçtiğimiz yıl ihlal olayı yaşamış olan 500’ü aşkın şirketle yapılan kapsamlı mülakatlar sonucunda hazırlanan raporda, 500’den az çalışanı bulunan işletmelerin, veri ihlalleri sonucunda ortalama 2,5 milyon doların üzerinde kayıp yaşadığı belirtildi.

Raporda, bu yıl ilk kez veri ihlalinin uzun vadedeki finansal etkisi de incelenerek, etkilerinin yıllarca hissedildiği saptandı. Veri ihlali maliyetlerinin ortalama yüzde 67’si ihlali izleyen ilk yıl içinde, yüzde 22’si ikinci yılda ve diğer yüzde 11’i ise veri ihlalinden sonra iki yıldan daha uzun bir sürede gerçekleşiyor. Ayrıca uzun vadeli maliyetlerin sağlık, finans hizmetleri, enerji ve ilaç sektörü gibi yasal düzenlemelere tabi kuruluşlar için ikinci ve üçüncü yıllarda daha yüksek olduğu gözlemlendi.

IBM Türkiye’nin Güvenlikten Sorumlu Ülke Lideri Engin Özbay da rapor hakkında görüşlerini şu şekilde belirtti: “Daha önce hiç olmadığı kadar fazla veri, birbirine bağlı cihazlar ve bilişim gücüyle hızlı ve büyük bir değişim çağındayız. Bu durum işletmelere müthiş fırsatlar sunarken, aynı zamanda kuruluşlar içindeki veri ihlali olasılıklarını da artırıyor. Kuruluşların yalnızca geçtiğimiz 3 yıl içinde 11,7 milyarın üzerinde kayıp veya çalıntı kayıtla karşı karşıya kalmasıyla birlikte, şirketlerin, veri ihlalinin kârlılıkları üzerinde yapabileceği tüm finansal etkinin farkında olmaları ve bu maliyetleri nasıl düşürebilecekleri konusuna odaklanmaları gerekiyor. Rapor sonuçları, bize siber olaylara müdahale konusunda hazırlıklı olan ve şifrelemeyi geniş çapta kullanan şirketlerin maliyetleri azalttığını gösteriyor.”

Bu yılın raporlarından elde edilen başlıca bulgular ise şöyle:

Kötü amaçlı ihlaller en yaygın ve pahalı ihlaller. Araştırmada yer alan veri ihlallerinin yarıdan fazlası kötü amaçlı siber saldırılardan kaynaklanıyor.

Büyük ihlaller büyük kayıplara yol açıyor. 1 milyondan fazla kayıt ihlali şirketlere tahmini olarak 42 milyon dolarlık kayıp maliyetine yol açıyor. Kayıt ihlali 50 milyona ulaşınca ise bu maliyet 388 milyon doları buluyor.

Siber olaylara müdahale tatbikatı yapmak mükemmel sonuçlar sağlıyor. Siber olaylara müdahale planlarını kapsamlı biçimde test etmiş ve siber olaya müdahale ekibi olan şirketlerin veri ihlali maliyetleri, hiçbir önlem almamış olanlardan ortalama 1,23 milyon dolar daha az.

Sağlık alanındaki ihlaller en yüksek maliyetlere yol açıyor. Sağlık kuruluşları art arda 9 yıl boyunca ortalama 6,5 milyon dolar tutarında maliyetle karşı karşıya kaldı. Bu rakam, araştırmada yer alan diğer sektörlerin maliyetinin yüzde 60’ından fazla.

Araştırmaya göre, ihlallere müdahale en yüksek tasarrufu sağlayan etken olmaya ise devam ediyor. Bir ihlali 200 günden kısa sürede tespit edip sınırlandırmayı başaran şirketler, toplam ihlal maliyetine 1,2 milyon dolar daha az harcama yaptığı da tespit edildi.

Dijital çağın yükselen mesleği: Influencer olmak

Influencer kavramını şu sıra sıkça duymaya başladık. Hızla yaygınlaşan ve seslerini Türkiye dahil dünyaya duyurmayı başaran bu akımın temsilcileri, ardından gelenlerin de meraklı bakışlarına hedef oluyor. Bu kapsamda Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten’in birlikte kaleme aldığı ‘Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur” isimli kitap, bu kavramı anlamak için bir rehber niteliği taşıyor.

Son yılların popüler konu başlıklarından influencer pazarlama, pazar payını arttırmaya devam ediyor.  Araştırma sonuçlarına göre 2018 yılında Türkiye’de influencer pazarlamaya 30 Milyonu aşkın bir harcama yapılmış ve bu rakamın 2019’da çok daha yukarıda olması bekleniyor. Pek çok yönü ile geleneksel reklam modellerinden ayrışan ve markaların pazarlama planlarında artık olmazsa olmaz hale gelen Influencer pazarlaması doğru ekipler tarafından yönetilmediğinde başarıya ulaşamıyor. Sektörün en deneyimli ve yüksek hacimli Influencer pazarlama ajansı Boomads’in kurucu ekibinde yer alan aynı zamanda platformun yöneticiliğini üstlenen Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten geçtiğimiz haftalarda Influencer pazarlamayı anlatan ilk Türkçe kaynak olan “Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur?”u Hürriyet Kitap etiketi ile yayınladı.

Kitapta başarılı influencer hikayeleri dışında markaların Influencer pazarlaması yaparken dikkat etmesi gereken noktaların altını çizilmiş ve rehber niteliğinde bir kitap oluşturulmuş.  2011’den bu yana önce bloggerlar akabinde de Influencer’lar ile markaları buluşturan Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten, başarılı bir influencer pazarlama kampanyası oluşturmanın adımlarını anlattı:


Doğru Ajans Seçimi:
   Influencer pazarlamanın pazar payını arttırmaya devam etmesi, pek çok ajansın bu alanda da faaliyet gösterme isteğini de beraberinde getirdi. Elinde bir influencer listesi olanın ajans açarak bu alanda uzmanlık iddia ettiği günümüzde, markaların çalışacağı ajansın kampanya tecrübesine ve referanslarına dikkat etmesi çok önemli. Boomads olarak bu yüzlerce kampanya deneyime sahip en tecrübeli ekibine sahip olduğumuz için, süreç yönetimi konusunda iddialıyız.

Doğru ‘Brief’ Oluşturmak :  Influencer’a ya da influencer ajansına içerik üretim ve proje geliştirme sürecinde olabildiğince detaylı ve doğru brief iletmek çok önemli bir diğer konu. İçerik beklentinizi tam olarak iletirseniz, içerik üreticisi konumunda olan influencer’lar da o kadar beklentinize uygun bir içerik oluşturacaktır.

Doğru Influencer Seçimi:  Doğru influencer seçimi, yüksek takipçili influencer demek değil. Markaların en büyük yanılgısı bu. Influencer’in hedef kitlesi, tarzı ve markanızın gerçekten örtüştüğünü düşünmeniz gerekiyor. Milyonlarca takipçisi olan kişi yerine mikro bir isimle çalışmak size çok daha fazla fayda sağlayabilir.

Influencer İçeriklerine Sınırlı Müdahale: Influencer’lar ile deneyim & tecrübe paylaştıkları ve bu tecrübeleri kitleler tarafından dikkate alındığı için çalıştığımızı unutmamak gerekiyor. Influencer’ın özgün içeriğine ne kadar az müdahale edersek, onun tarzından da o kadar uzaklaşmamış olacağımız için başarılı oluruz.

Influencer Söylemlerinin Farklılaştırılması : Kampanya döneminde çalıştığımız tüm isimlerden birbirinin tekrarı cümleler ve içerikler oluşturmalarını istemek yerine her ismin tarzına uygun kurgularla ilerlemek, tüketiciye daha sıcak/samimi gelecektir.

Platformların Dinamiklerine Uygun İçerik Üretimi:  Instagram, Youtube, Twitter veya Facebook. Her sosyal medya platformunun kendine özel dinamikleri var. Twitter’da kanaat önderi olmuş bir ismin oluşturacağı içerik ile instagram gibi görsel malzemenin ön planda olduğu bir platformda oluşturulacak içerik dinamikleri aynı olmayacaktır.

Kitapta, influencer marketing stratejisi oluşturmanın adımları, bu alanda yapılan hatalar ve influencer pazarlama kampanya çeşitleri detaylı şekilde incelenmiş ve Hilal Meriç Bor & Ahmet Erten ikilisinin yıllara dayanan deneyimleri ile harmanlanmış.

Avrupa Birliği, 8 süper bilgisayar merkezi kuracak

Avrupa Birliği, araştırma, sanayi ve işletmeleri desteklemek için 2020 yılı sonuna kadar 8 farklı ülkede süper bilgisayar merkezleri kurulacağını bildirdi.

AB Komisyonu, 8 üye ülkede süper bilgisayar merkezlerinin kurulacağını açıkladı.

Buna göre, 2020 yılı sonuna kadar Bulgaristan’ın Sofya, Çekya’nın Ostrava, Finlandiya’nın Kajaani, İtalya’nın Bolonya, Portekiz’in Mihno, Slovenya’nın Maribor, İspanya’nın Barselona şehirleri ile Lüksemburg’un Bissen kasabasına süper bilgisayar merkezleri kurulacak.

AB fonlarıyla birlikte toplam 840 milyon avro mali kaynak sağlanacak süper bilgisayar merkezlerinde ilaç, tasarım, biyomühendislik, hava durumu tahmini ve iklim değişikliği gibi alanlarda çalışmalar yapılacak.

Mevcut durumda AB üyesi ülkelerde dünyanın en gelişmiş yüksek hızlı bilgisayarları olmazken, bu alanda öncülük Çin ve ABD’de bulunuyor. AB üyesi ülkelerin bilim insanları süper bilgisayar işlemleri için dış ülkelere yöneliyor.

Süper bilgisayar, özellikle bilimsel araştırmalar, deneyler ve karmaşık hesaplamalarda kullanılıyor.

Siz 1 saatlik bayram ziyaretindeyken Instagram’da neler oluyor?

İstatistiklere göre, siz 1 saatlik bayram ziyaretindeyken, ortalama 4 milyon yeni Instagram paylaşımı yapılıyor ve bu paylaşımlar gün boyunca 5 milyardan fazla beğeni alıyor. Üstelik 300 milyon story paylaşımı da bu sayılara dahil değil…

Malum, 9 günlük bayram tatiliyle birlikte ülke genelinde hem tatil, hem bayram temalı paylaşımlar Instagram gündemini ele geçirmiş durumda. Yani bir süreliğine hedef kitlemiz aile, akrabalar, arkadaşlar; içeriklerse #baklava, #şeker, #tatil, #deniz, #kum, #güneş… Ancak içeriklerin teması ne kadar değişirse değişsin yapılan paylaşımların sayısı azalmıyor, aksine büyük bir artış söz konusu.

Instagram her saniye büyümeye devam ediyor

Güncel verilere göre Instagram 1 milyar kullanıcı sayısını aşmış durumda ve günlük aktif kullanıcı sayısı 500 milyonun üstünde. Ayrıca, 1 günde ortalama 95 milyon fotoğraf/video paylaşımı yapılıyor. (Muhtemelen siz de bu istatistiklere en afili fotoğraflarınızla ve videolarınızla dahilsiniz.)

Markalar meydanı boş bırakmıyor

Gelelim işin diğer bir yüzüne; marka ve işletme profillerine…

Söz konusu böylesine kalabalık ve eşine az rastlanır bir buluşma meydanı olunca, markalar da meydanı boş bırakmak istemiyor elbette. Etkileşim gündemi neyse, gündemin tam da ortasına ışık hızıyla dalış yapmak onların işi. Yine istatistiklerle devam edecek olursak, Instagram kullanıcısı yüksek takipçili markalar, haftada ortalama 4 paylaşım yaparak bu özel dönemde hedef kitlesine ulaşmaya çalışıyor. Tabii kalbe dokunur bayram ve tatil temalı içeriklerle… Instagram kullanıcılarının da en az %80’i bu markalardan en az bir tanesini takip ediyor ve günde 200 milyondan fazla kullanıcı her gün en az bir markanın sayfasını ziyaret ediyor.

Anı yaşamayı ihmal etmeyin

Tüm bu veriler gösteriyor ki, çoğumuz öyle olmadığını iddia etsek de ne yaptığımızı göstermeye, paylaşmaya, en önemlisi de etkileşime açığız. Beğenilme ve takdir edilme arzularımız baskın geliyor ve bu büyük vitrinde boy göstermek istiyoruz. Ama unutmamamız gereken bir şey var; anı doya doya yaşamak, dijital anılar biriktirmekten çok daha kıymetli ve her anımız bir daha geri gelmeyecek güzellikte. Like’ı değil neşesi bol, emojisi değil gülümsemesi bol bir bayram tatili geçirmeniz dileğiyle…

Çocukların e-ticaret sitelerine olan ilgisi üç kat arttı

Geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla, çocuklar e-ticaret sitelerinde daha aktif olmaya başladı. İnternet üzerinden alışverişe olan ilgi son iki ayda üç kattan fazla artarak %2’den %9’a ulaştı. Bu veriler, ebeveyn kontrolü işlevine sahip Kaspersky Lab ürünlerinden elde edilen anonim istatistiklere dayanarak hazırlanan yıllık çocuk güvenliği raporunda bir araya getirildi.

Raporda elde edilen bulgular, yetişkinler gibi çocukların da internet üzerinden alışverişin avantajlarından yararlandığını gösteriyor. Çocuklar, gelecekte belki de alışveriş yapmanın tek yolu haline gelecek şekilde ürün arıyor ve bazen de satın alıyorlar. Çocukların kişisel verilerini ve ödeme bilgilerini dolandırıcılarla istemeden paylaşmasını, sosyal mühendislik taktiklerine kanmasını veya paralarını çaldırmasını önlemek ve olumlu bir internet deneyimi yaşamalarını sağlamak için ebeveynlerin doğru bir şekilde yön göstermesi gerekiyor. Ebeveynlerin ve ailedeki diğer yetişkinlerin, çocukların davranışlarındaki değişiklikleri tespit etmesi büyük önem taşıyor

Elde edilen verilere göre, gençlerin e-ticaret sitelerine yönelik ilgisi tüm dünyada artıyor. Ancak bunun ölçeği bölgeye göre değişiklik gösteriyor. Paylaşılan verilere göre, internet üzerinden alışveriş ile ilgili aramalarda en büyük pay (ve en büyük artış) Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda (%23) görülüyor. Diğer bölgelerle arada büyük farklar bulunuyor: Kuzey Amerika (%15), Avrupa ve Orta Doğu (%11), Asya ve Latin Amerika (%9).

Arada bazı net bölgesel farklar olsa da dünya genelinde çocuklar tarafından en çok aranan e-ticaret sitelerinin başında AliExpress, Amazon ve eBay yer alıyor. Çocukların Çinli e-ticaret sitelerine yönelik ilgisi de her yıl düzenli bir şekilde artıyor. Spor giysiler (Nike, Adidas), elektronik cihazlar (Apple, Samsung) ve moda markaları (Gucci, Vans, Supreme, Zara, Bershka) genç tüketiciler arasında en çok aranan siteler arasında yer alıyor.

İnternette ürün aramak ve e-ticaret sitelerini ziyaret etmek her zaman para harcamak anlamına gelmiyor. Çocuklar almak istedikleri şeylere bakıyor veya arkadaşları ve aileleriyle paylaşacakları dilek listeleri hazırlıyor olabilirler. Bu yüzden, çocukların internet üzerinden alışverişe yönelik ilgisinin artması, bu faaliyetlerin yasaklanması gerektiğini göstermiyor. Bunun yerine ebeveynler çocukların internet alışkanlıklarına dikkat etmeli, onlarla olası riskler ve önlemler hakkında konuşmalı ve bazı temel kurallar belirlemeliler.

Kaspersky Lab Web İçerik Analizi Uzmanı Anna Larkina, “İnternet çocuklara birçok fırsat sunuyor. Birçok e-ticaret sitesi çocukları önemli bir hedef kitle olarak görmeye başladı. Para harcasalar da harcamasalar da çocukların ebeveyn yönlendirmesine ihtiyaçları var. Bu sayede uygunsuz içeriklerle karşılaşmaları, para kaybetmeleri veya kişisel bilgilerini gereksiz yere paylaşmaları önlenebilir. Ebeveyn kontrolü yazılımları belirli noktalarda devreye girse de ebeveynlerin çocuklarının internette neler yaptığını mutlaka bilmesi ve onlara güvenli bir internet deneyimi için nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğretmesi gerekiyor. Bu, ebeveynler için çocuklarıyla vakit geçirme fırsatı da olabilir. Birlikte dilek listeleri oluştururken, internetin nasıl çalıştığını da öğretebilirsiniz.” dedi.

1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by