Date Archives

Aralık 2018

Dijital Dünyada Var Olmak

Son zamanlarda fertler günlerinin büyük çoğunluğunu bilgisayar veyahut telefon başında internet üzerinden zaman harcayarak geçirmektedirler. Gün içerisindeki ihtiyaçlarını internet aracılığıyla karşılayan ve sosyalleşme ihtiyacını da çevrimiçi iletileşme programlarıyla gideren fertler için dijital dünyanın hudutları akılalmaz boyutlara erişti.

Ticarileşen, ucuzlayan teknolojiler, yaygın ve ulaşılabilir internet, gelişen Web 2.0 herkesin daha rahat dijitale ulaşabilmesine olanak vererek kaçınılmaz bir şekilde dijitali hayatımızın olmazsa olmazı haline getirdi.

2017 yılına ait istatistiklere baktığımızda dünyada 3.77 milyar internet kullanıcısı (%50), 2,80 milyar sosyal medya kullanıcısı (%37), 4.92 milyar mobil kullanıcı (%66), 2,56 milyar mobil sosyal medya kullanıcısı %34 ve 1.61 milyar e-ticaret kullanıcısı (%22) bulunuyor. Toplam internet kullanıcı sayısı dünya nüfusunun yarısını aşıyor.

Bugün dünyada binlerce mağazası olan markalar eğer çevrimiçi satış yapmıyor ya da koleksiyonlarını internet üzerinden paylaşmıyorlarsa müşterilerine yeteri kadar ulaşmaları imkansız hale geldi. Tüketiciler tatile gitmeden, araba almadan hatta restoran tercihlerinden önce bile çevrimiçi olarak paylaşılan anlık kullanıcı deneyimlerini dikkate alıyorlar. Yani dijital dünyada bir defa yer almanız yetmiyor müşterilerinize sürdürülebilir deneyimler yaşatmanız gerekiyor ki diğer kullanıcılar ile bu deneyimlerini paylaşsınlar.

Hemen hemen her konferansta dijital dünya konusunda sunumlar yapan kişiler tarafından klişeleştirilmiş ancak dijitalleşmenin gücünü en güzel haliyle özetleyen bir örnek vermek gerekirse; Uber’in bir tane dahi kendisine ait aracı, gün içerisinde en çok paylaşım yapılan sosyal medya ağı olan facebook’un bir tane dahi kendi ürettiği muhtevası veyahut airbnb’nin bir tane dahi odası yok iken sektör öncüleri olmaları dijital dünyanın gücüdür.

Tabii olaya yalnızca pazarlama istikametinden bakmamak gerekiyor dijitalleşme ile bilginin paylaşılma oranı da gün geçtikçe artıyor. Bugün internet ulaşımı olan fertlerin (ki bu dünya nüfusunun yarısı demek), bir olay karşısında bilmiyorum deme bahtı pek fazla yok. Örnek vermek gerekirse sıradan hayat yaşayan bir beyazyakalının gün içerisinde tüm hayatını değiştirerek taşraya yerleşmeye karar verip yalnızca internetten edindiği bilgilerle bile hayalini kurduğu organik hayata erişmesi çok zor değil.

Hal böyle olunca piyasada varlığını sürdüren müesseselerin dijital dünyada var olmaktan başka talihi artık yok. Bizler de Orta Anadolu Kalkınma Ajansı olarak yayınladığımız bütün dokümanları çevrimiçi olarak da paylaşıyoruz, web sitemizi günde bir kaç defa aktüelleyerek en son haberlerimizi ve ilanlarımızı hissedarlarımıza iletiyoruz. Çeşitli eğitim ve organizasyon müracaatlarımızı web sitemizden çevrimiçi olarak alıyoruz.

Sekiz sayıdır birlikte olduğumuz Orantı mecmuasının de artık kendisine ait bir internet sitesi bulunmakta, arkadaşlarımızın ve misafir yazarlarımızın emek vererek hazırlamış oldukları yazılarını artık bu web sitesin en de izleyebilirsiniz. Böylelikle evvelce yayınlanmış ve gözünüzden kaçmış yazılarımızı da zaman buldukça izleyebilirsiniz. Yardımcı kaynak: Orantı

Octopod

Merhaba

Uzun süredir takip ettiğim ve sonunda eğitimine katılma fırsatı bulduğum yeni bir projeden bahsetmek istiyorum.

Octopod, Kodlama yapmanıza gerek kalmadan sürekle bırak yöntemiyle çalışan iş uygulamaları geliştirebileceğimiz bir araçtır.

Octopod, 2016 yılının Ekim ayında kullanıma sunuldu. Kısa sürede 200’ün üzerinde proje gerçekleştirmeyi başaran Octopod, kurumsal dijital dönüşümde büyük önem arz eden yazılım geliştirme süreçlerindeki sorunları ortadan kaldıran bir inovasyon projesi olarak hizmet veriyor.

5 yıl süren Ar-Ge çalışmaları ve 5 milyon TL özsermaye yatırımı ile geliştirilen Octopod, fikir babası Şenol Balo ve EMS Yazılım’ın deneyimli kadrosu tarafından oluşturuldu. Şu an için 32 kişilik bir ekibe sahip olan Octopod, teknoloji dünyasının gündeminde olan ‘no code’ kavramı üzerinde çalışıyor.

Ücretsiz sertifika eğitimleri

Yukarıda da belirttiğimiz üzere toplamda 200’ün üzerinde proje gerçekleştiren Octopod, 60kurumsal şirkete ulaşmayı da başardı. Kurumsal şirketler tamamlanan projelerle birlikte 10 bin kullanıcıyı geçen girişim, ücretsiz sertifika eğitimleri de sunuyor.

Octopod, hazır yazılımların ortalama yüzde 65 oranında verimlilik sağladığını, kendi teknolojilerinin ise kurumların ihtiyacının yüzde 100 oranında karşılayacak şekilde yazılım geliştirebilme sunabildiğini ve geliştirilen yazılımlar mevcut yazılımlarla entegre edilebildiğini iddia ediyor. Bu nedenle küçük büyük farketmeksizin şirketler, isterlerse seçtikleri bazı süreçleri ya da tüm süreçlerini Octopod’a taşıyabiliyor.

Octopod’un sunduğu artılar yazılım geliştirme süreçlerini sadece değiştirmekle kalmıyor aynı zamanda hızlandırıyor. Web tabanlı geliştirme aracı sayesinde herhangi bir tarayıcı üzerinden ve farklı cihazlardan uygulama geliştirmek mümkün olduğu gibi geliştirilmiş tüm uygulamalar hiçbir ek çalışma gerektirmeksizin webiOS ve Android üzerinden çalıştırmak da mümkün.

Silikon Vadisi’ne açılacak

Bugüne kadar herhangi bir yatırım almayan Octopod, lisans satışları üzerine kurulu bir gelir modeline sahip. Geliştiricilere ve iş ortaklarına ücretsiz olarak sunulan Octopod, kullanım aşamasına geçerken kullanıcı sayısı ve proje büyüklüğü ile ölçeklenen Octopod Client lisansı gerektiriyor. 2017-2018 yılında 5 üniversite ve 3 lise ile yaptıkları iş birlikleriyle beraber dönem sonunda 400’ü aşkın öğrencinin Octopoder sertifikası ile mezun olması hedefleniyor.

Romanya, Dubai, Azerbeycan, Hırvatistan, Sırbistan ve Kolombiya’da distribütörlük anlaşmaları olan girişim, uluslararası pazarda Octopod’u bir Türkiye markası olarak duyurmayı ve yükseltmeyi hedefliyor. Son olarak Octopod’un, Hollanda ve İngiltere’de irtibat ofisleri açmayı ve girişimin bir bacağını Silikon Vadisi‘ne taşımayı planladığını da ekleyelim.

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

Kitap önerileri -2

İkinci kitabımız yine Rasim Özdenören’ den 

“Müslüman çağın gözüyle İslam’a bakmaz . İslam’ in gözüyle çağa bakar. “

Kısa özet; 

Yoksul çocukları esirgeyip korumak adına düzenlenen balolarda, göbekleri yeterince şişmiş adamların sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın vakit geçirirlerken, bu çocukların okuma kitaplarını nasıl satın alabileceğinin hesabının yapıldığı bir dünyada bir bozukluk var demektir. 

Kâğıt üzerinde özgürlük edebiyatı yapan Batı insanının, sırf moda etkinlikleri çerçevesinde bile insanı metalaştırdığı görülebilir. 

Hayatımızın hemen her alanında ve hemen her anında etkisini gördüğümüz teknoloji ve teknolojik ürünler Müslümanca niyetlerle programlanmamakta ve bağlı olarak teknoloji, insanı aciz bırakmaktadır. 

Bakışımıza İslam’ın öngördüğü şartlar değil, fakat İslam-dışı dünyanın gözümüze taktığı gözlükler yerleştirilmiştir. 

Müslümanlar özellikle geçen yüzyılın ortalarından itibaren, İslam-dışı dünyaya, Müslümanca değil, ‘’hümanistçe’’ baktırılmaya başlanmıştır. Böylece, İslam-dışı dünya, İslam’ın emrettiği müsamaha ruhu çerçevesinde değil, fakat hümanistlerin telkin ettiği bir müsamaha ruhuyla görülmeye başlanmıştır. 

Kapitalist veya sosyalist sistem uygulanmaya devam etsin, fakat bunların tıkandıkları yerde İslam bir çözüm yolu bulsun! Oysa meselenin bu ele alınış tarzı yanlıştır. İslam’ın uygulama sistemine, uygulama mantığına terstir bu durum. Bazı Müslümanların mevcut uygulama içinde ortaya çıkmış olan bazı iktisadi, ticari veya toplumsal ilişkilere İslami bir çözüm yolu aramaya kalkışmaları da yanlıştır. 

Dine Allah’ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, akla, mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur diye dine inanmak küfür sayılmıştır. 

Aktüalitedeki zihin karışıklıklarının çoğunun İslami hükümlere Müslümanca yaklaşılmamasından ileri geldiğini söylememiz mümkündür. (

Kendisiyle yapılan bir mülakatta Garaudy şöyle söylüyordu: ‘’Batı Rönesansı, Müslümanlardan sadece tecrübe metodu ile tekniğini aldı. Onun, Allah’a götüren ve insanlığa hizmeti esas alan yönünü bir tarafa bıraktı. 

Sosyalist, Osmanlıcı olduğunu söylerken, kendine ‘’milli bir dayanak’’ arama ve bulma çabasındadır. Biz, Osmanlıyı, bütün hatalarına ve her şeye rağmen mücerret bir İslami gayret içinde gördüğümüz için severiz. Oysa sosyalist, bu noktada ondan nefret eder. 

Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslam’a bakmaz, İslam’ın gözüyle çağa bakar. 

Günümüz Müslümanlarının durumu da bazılarınca bir Don Kişot’luk olarak görülebilir. Şu farkla ki, Müslümanlar, Don Kişot’tan farklı olarak ne yaptıklarının bilincindedirler. Onlar, kendilerine dayatılan yaşama tarzını bilinçle reddetmekte, İslam’ın öngördüğü yaşama tarzına bilinçle talip olmaktadırlar. 

Theokritus’la Racine’in adını yan yana getirip üç cümleyi de arkası arkasına döktürüverenlere, aman ne bilgili insan diyoruz. Ya da ezberlediği üç ayet-i kerime ile iki hadis-i şerifi Arapçasından okuyan biri karşımıza çıktı mı, büyük bir âlimle karşılaştık sanıyoruz. 

Asr-ı Saadette şeriatla tasavvuf aynı anda ve bir arada yaşanırken, bunlar her Müslüman’ın hayatında bütünleşmiş bir İslam ahlakını meydana getirirken, sonra bu ikisi adeta farklı şeylermiş gibi algılanmaya başlanmıştır. Bu sonucu, Müslümanca yaşamanın gide gide hayattan uzaklaşması, bilinmesi gereken şeylerle yaşanması gereken şeyler arasında bir fark gözetilmeye başlanması ile izah edebiliriz. 

İmam-ı Rabbani Müslümanların imanının geleceği hakkında bile şüphe etmemesini bildiriyor. ‘’Bir Müslüman imanından kesinlikle emin olacak, inşallah mü’minim demeyecek, elhamdülillah mü’minim diyecek.’’ diyor. 

At gözlüklerini çıkartmanın vakti gelmedi mi ?

Ali AŞCI

info@aliasci.com

Gül yetiştiren adam

Kitap önerileri – 1

 

Rasim Özdenören’in yayımlanmış tek romanı. Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişleri… Cumhuriyet dönemindeki değişime bir de “gül yetiştiren adam”ın gözünden bakmak isteyenlere…

Hikâyede farklı iki kesimdeki insan ve bunların kendileri ve çevreleriyle olan çatışmalarından oluşan yaşantıları ele alınmaktadır. Bunlardan biri gül yetiştiren adam, öteki ise modern cağı temsil eden genç bir yazardır. 

Gül yetiştiren adam, kurtuluş Savaşı yıllarında mücadele etmiş, arkadaşlarının şehadetine tanıklık etmiş, savaş sonrasında ise kendisi ve arkadaşları neyin uğrunda savaş verdiyse onun tam tersi istikametinde gelişen bir dünyanın oluşuna tanıklık etmiştir. Ancak bu yeni dünyaya karşı kendi çapında sessiz bir protesto geliştirmiş ve evinden dışarı çıkmadan kendisini ibadete ve gül yetiştirmeye vermiştir. Mütevazı evinin bahçesinde kokusu eşsiz güller yetiştirmekte ve bunları evine uğrayan torunları ve diğer isteyenlere vermektedir. Halk onun bu sessiz protestosuna karşı saygı duymuş ve zamanla hakkında değişik hikâyeler uydurulan ve akıllı deli diye anılan kimselerden olmuştur. 

Hikâyenin diğer kısmında ise yeni dünyanın modern yaşantısının temsilcileri anlatılmaktadır. Sitare, Zelda, Tansel ve diğerlerinden oluşan bu grupta çarpık ilişkiler yer almaktadır. Bir bankada çalışmaktayken babası yaşında bir adam olan Çarli ile evlenen Sitare, savurgan biçimde para harcamakta, kumar oynamakta, herkesçe bilinen bir sevda oyunun içinde olan ve kocası hastanede yatmaktayken bile arkadaşlarıyla birlikte tatile çıkıp bu eğlencelerine devam etmekte olan bir kadındır. İsmi verilmemekle birlikte Sitare’yi sevmekte olan yazar bir gencin gözüyle anlatılan bu diğer yaşamda hayatin tüm doğal renkleri insan elinin değmesiyle değişip insanların oluşturduğu sahte bir renge bürünmüştür. Konuşmalar arasına sıkıştırılmış yabancı sözcüklerle, giyim kuşamdaki açıklığıyla, değişmiş şehir adabı ve yüksek katli binalarıyla insanların kalabalık gruplarda kendini unuttuğu bir dünyadır içinde yasadıkları. Herkes eskiye dair ne varsa unutmuş ve yeni dünyanın yaşam biçimine ayak uydurmuştur. 

Ahlaki düzeni tümden değişmiş olan dünyanın kahramanlarından Sitare, kocasını hastaneye yatırıp arkadaşlarıyla eğlence için gittikleri otelde tuhaf davranışlar sergilemeye başlar. Arkadaşlarınca pervasız, kocasını aldatan ve gamsız görünen Sitare, arkadaşlarıyla birlikte sohbet ettikleri bir akşam oldukça ümitsiz bir biçimde arkadaşlarının hakkındaki düşüncelerinin doğru olmadığını, sanılanın aksine kocasını aldatmadığını söyler ve aynı gece intihar eder. 

Tam 50 yıl boyunca evinden dışarı çıkmaksızın yalnız ibadetle meşgul olup gül yetiştiren adam, bir gün torunun oğluyla birlikte sabah namazını camide kılmak üzere ilk kez dışarı çıkar. Evinde geçirdiği 50 yıllık protestosunun ardından yeni dünyaya bu ilk çıkışında her şeyin tam da istenilenin aksine değişmiş olduğunu fark eder. Yanından hızla geçip giden taksiye öfkelenirken zamanında mevcut olan derenin artık olmadığını görür. Yüksek katlı binalar, renkli ışıklarla süslenmiş vitrinlerde kıyafetlerin sergilenişi…her şey ona yabancı ve bozulmuş gelmektedir. Camiye gittiklerinde hayal kırıklığı daha da artar. Arkadaşları boşu boşuna can vermişçesine fötr şapka takan birinin olduğunu görür. İçinde biriken sitemini saklayarak diğer insanların kıyafetlerini ve onların nasıl da değişmiş olduklarını gözlemlemeye devam eder. Derken içeri cübbesi ve sarığıyla giren imamı görür ve onun bu giyiminden ötürü adeta bir kahraman olduğunu düşünür. Ancak namaz bittiğinde imamın cübbe ve sarığını çıkararak cemaate benzer bir kıyafet giydiğini görünce dayanamaz ve herkesin duyacağı şekilde içinde biriken suskunluğunu bozar. Cemaatin meraklı bakışları arasında onları İslam’a çağırır. Kimse tarafından tanınmayan bu yaşlı adam, Gül Yetiştiren Adam, cemaati derinden etkileyen sözler söyler. İmanın gizli, İslam’ın ise aşikar olması gerektiğini, dışı kafire benzeyen insanın içinin de kafire benzemeye başlayacağını söyleyerek onları uyarır. Cemaat dağılırken fötr şapkalı adamın şapkasını elinde buruşturduğu ve onu atacak bir çöp aradığı görülür. 

Sitare’nin intiharının ardından onu sevmekte olan yazar Sitare’nin de arkadaşı olan Tansel ile evlenme hazırlığındadır. Gül Yetiştiren Adam ise mahkemeye çıkarılmıştır. 

İyi okumalar..

Başlarken..

Merhaba
Genel olarak teknoloji ağırlıklı konular ve projelerimizi duyuracağımız, bununla beraber çeşitli konularda da yazılarımın bulunacağı
bloğuma hoş geldiniz .


Kısaca kendimden bahsedecek olursam kod ve tasarım bilgisini bireysel ve kurumsal aldığım eğitimler ile geliştirdim. Günümüz de girişimciye ve bilişime bakış açısının olumlu manada değişmesi, dijitalleşme kavramının anlaşılmaya başlanması sebebiyle yazılımı kendime meslek edindim.

Sektörün içinde uzun yıllar bulunduğum için sağlıkta ki dijitalleşme çok dikkatimi çekti ve bunun üzerine bir kaç çalışma yaptık. Hale hazır da kullanıma hazır bir çok programımız ve projemiz mevcut. Bir çoğu son kullanıcıya hitap eden uygulamalarımızı 2019 yılı içerisinde sıkça duyacaksınız zaten. Ayrıca girişimsel faaliyetlerimiz hem özel hemde STK anlamında devam ediyor.

Tabi tüm bunları 4 kişilik bir ekiple beraber yapıyoruz. Yerimiz Üsküdar da. Dilerim bu başlangıç güzel dostlukların ve projelerin başlamasına sebep olur. Sizleri de aramızda görmekten ve tanışmaktan mutluluk duyarız.

Selametle..


Ali AŞCI

info@aliasci.com

One door closes but another one always opens ..

1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by