Date Archives

Ocak 2019

Kelebek ve Dağ

Kitap Önerileri-4

“Âlimin ışığıyla yolunu bulanlar, körü de aynı yola götürürler,” diyor Şeyh Sadi-i Şirazi. Ama asıl olan olan ilimle amel etmektir.

Sevgili Peygamberimizin sohbetine katılan sahabiler, sohbetten gerçek hayatı bulmuşlardır. Onları aydınlatan Kur’an ve Sevgili Peygamberimizin hadislerinin ışığı bu defa “bal-şeker” bir ağızdan tekrardan yol buluyor. Gençlik yıllarından beri yediden yetmişe herkesin ilgiyle dinlediği Mahmut Toptaş, çay eşliğinde bir sohbete davet ediyor herkesi.

Kelebek ve Dağ, küçük ama hayatımıza tesir edip salim bir yola evrileceğimiz şeyler anlatıyor bize. Kelebek kanadı gibi nazenin konular ruhlarımızı harekete geçirmeye, bizi yeniden insan olmaya buyur ediyor!

“İnce düşünüşün eseri olan bu kitapta duymadığınız incelikleri bulacaksınız…”

“Mahmut Toptaş Hoca, hayatın içinde odak noktamız kıldığımız değerler dünyasından insani olana bir çizgi çekmemizi sağlıyor.”

Hayellerinize Ulaşmak İçin Değişmekten Korkmayın!

“Girmekten korktuğun mağara aradığın hazineyi saklıyor.” Joseph Campbell

Barış Özcan son zamanlarda Youtube üzerinden harika videolar ile herkesin gönlünü fethetmiş bir kişi. O kendini ‘Story Teller’ yani hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyor ve gerçekten işini harika yapıyor. Yayınladığı birçok video’dan sonra Bahçeşehir üniversitesinde gerçekleşen bir TEDx etkinliğinde ‘Yedi Yılda Bir’ adlı konuşmayı yaptı.

Barış Özcan’ın konuşması aslında hepimizin hikayesini anlatıyor ve hayellerimize ulaşmak için değişmekten korkmamamız gerektiğinin üstüne basıyor.

WordPress mi Yoksa Joomla mı?

WordPress ve Joomla günümüzde çok sık kullanılan içerik yönetim sistemleridir. Web sitenizi kurarken hangi sistemi kullanacağınıza karar vermek için yazımıza göz atın

Web sitesi oluştururken wordpress ya da joomla sistemlerini kullanabilirsiniz. Doğru seçimi yapmak çok önemlidir çünkü ileride pişman olursanız farklı bir sisteme geçmek sizi oldukca uğraştırabilir ve sitenizde hatalar meydana gelebilir. WordPress ve Joomla günümüzde oldukça sık kullanılan iki sistemdir. Haydi bu sistemlerin özelliklerine beraber göz atalım!

Eğer kuracağınız web sitesi sadece yazı ve görsellerden oluşacaksa ,diğer bir deyişle basit bir blog sitesiyse ve karmaşa yapıdan hoşlanmıyorsanız kesinlikle wordpress sistemini seçmelisiniz. Fakat eğer kuracağınız site forum sitesi, haber sitesi, n11.Com gibi alışveriş sitesi veya üyelik gerektiren ve üyelerin etken rol aldığı herhangi bir site ise mutlaka joomla sistemini seçmeniz gerekir.

Kullanım Kolaylığı
Yeni bir site oluşturuyorsanız ve bu işte daha yeniyseniz kullanım kolaylığı sizin için çok önemli bir hale gelir.Çünkü kullanımı zor bir sistemle karşı karşıya kalmak, sizi daha yolun başındayken bıktırabilir ve bu işten vazgeçmenize sebep olabilir. O yüzden başlangıçta kullanımı kolay bir sistem seçmek sizin yararınıza olacaktır.
Wordpress ‘in yönetim paneli joomla ‘ya bakılırsa daha bayağı bir yapıdadır ve kullanımı kolaydır. Başlangıç düzeyindeki geliştiriciler için ideal bir sistemdir. Joomla ise daha karmaşa bir yapıya sahiptir ve öğrenmesi süre alır. Fakat bu joomla ‘nın ideal bir sistem olmadığı anlamına gelmez. Aksine daha çok özellikli bir sistem olduğu anlamına gelir.

Gelişim

WordPress ve Joomla günümüzde çok sık kullanılan iki yönetim sistemidir fakat joomla wordpress’e bakılırsa daha eski olduğundan geliştiricileri daha fazladır. Bu da demek oluyor ki joomla ‘nın wordpress ‘e gore daha çok modüllere,eklentilere ve temalara haizdir. Fakat unutmayın ki wordpress sistemi de her gün hızlı bir şekilde ilerlemektedir.


WordPress ‘in kodlama sistemi Joomla ‘ya bakılırsa daha hafiftir. Bu hafiflik sayesinde siteniz çalışırken daha azca yorulur ve arama motorları tarafınca pozitif bir puan alır. Bu da sizi seo bakımından bir adım daha öne taşır.Joomla daha kompleks bir yapıda olduğundan wordpress‘e göre SEO bakımından geridedir.

Tasarım

Joomla sisteminin geliştirici sayısının wordpress ‘e göre oldukça çok olduğundan bahsetmiştik. Bu da demek oluyor ki tema bakımından Joomla oldukca zengindir ve wordpress’in çok ilerisindedir. Sadece son yıllarda wordpress temaları da fazlaca popüler bi hale gelmiştir. Ama unutmayın ki wordpress temaları daha elastiki kodlama yapısına sahip olduğundan sisteminizi yormaz. Joomla ise daha karmaşa yapıdadır ve sisteminizi yorabilir.

SONUÇ
Eğer başlangıç seviyesinde bir kullanıcıysanız wordpress ‘i seçmenizde yarar var. Bayağı ve karmaşa olmayan yapısı sayesinde arzu ettiğiniz tasarımı kolaylıkla yapabilirsiniz. Orta ve ileri seviye kullanıcıysanız Joomla ‘yı seçip daha ustalaşmış bir sisteme haiz olabilirsiniz..



Bir vakte doğarız, iyisiyle kötüsüyle

OKUnası yazılar-1

Hayat bize zamanı yok saymamayı öğretir, sağımız solumuz zamandır ve biz onun içinde yokluğa doğru değil gerçek varlığa doğru yol alırız.

Bir vakit diliminin içine doğarız. Biz hayata bir mekânda ve bir zaman aralığında katılırız. Hayat bizi bir eylem ve meridyen arasında tanımlı bir yerde hem de bir vakt-i saatte karşılar. Oysa en başta doğduğumuz tarih dahi bizim ondan bağımsız olarak ürettiğimizi sandığımız bir sınıflandırmadan ibarettir.

Filan sene filan ayında falanca saatte hem de saniye ve saliselere kadar varan heveskâr bir dikkat içinde dünyaya gelişimiz kayıt altına alınır. Kimilerine göre sabaha karşı kimilerine göre akşamın darında belki de güneş tam da yükselmeye devam ederken öğleyin ortasında doğmuşuzdur. Belki mevsimlerden birinde, baharı yolcu ederken kim bilir veyahut daha sonbahara girmeden belki de kışı yola vururken ya da ekinler ekilirken… Hepsi olası. Bunların hepsi de bizim zaman dediğimiz şu ucu bucağı belirsiz ve açıkçası bir hayli de oynak sayılan bir akışkanlık içinde devreye soktuğumuz özel bir taksimattan başka bir şey değil. İster zamanlama için yalnızca geceleri görünen ayı takip edelim ona göre bir çizelge oluşturalım, ister koca bir günü aydınlatan şu güneşi izleyelim fark etmez, bir mübareğin veyahut ulu büyük bir peygamberin hayatını merkeze alıp seneleri ona göre sıralasak dahi vakit üzerindeki sözümona durak ve dilimler bizim binbir dikkatle işaretlediğimiz bir garip tertip etmeden başka bir şey değil.

Değişen bir şey yok; biz belirsiz bir zaman akışında oraya buraya koyduğumuz işaret levhalarıyla kendimizi, seyrimizi ve tümce hikâyelerimizi kayıt altına almış oluyoruz. Gerçekte belki de bir uzay boşluğunda dolanıyoruz, belki de öylesine akıp giden bir muğlaklığa kendimizi kaptırmış gidiyoruz. Hayat daha önceki ve yeni, geçmiş ve gelecek, tatlı ve perişan diye bir zamandan bir zamana akmaya devam ediyor.

Kendisine mahsus bir evren

Zaman bizim varlık dünyasıyla temasa geçtiğimiz kendine mahsus bir evrendir. Orada doğar, orada yaşarız. Dünyamız onunla hudutludur. Bir vakittte doğarız; iyisiyle kötüsüyle, tadıyla tuzuyla kendi vaktimizin bir parçası oluruz.

Kötü vakitlere ulaşmak gerçek bir talihsizliktir, “ahir vakit” dedikleri artık tetikte olunması şart olan son duraktır. Bunu biliriz. Vakit yaşanılan onca şeyin adım adım, dilim dilim tüketildiği birbirine bağlanmış anların oluşturduğu gizemli bir uzam zinciridir. Öyle geçer ki vakit anlayamayız. Kimileri için ağır ve hüzünlüdür bu geçiş, yavaş ilerler, yorar, bitmek bilmez; kimileri için göz açıp kapayacak kadar hızlı işler, neşeli ve özlenendir, vur patlasın çal oynasın. Öyle gider işte.

Aslında vakit aynı zamandır. Onun her birimize ayrı ayrı görünen şu değişken yüzleri, göreceliğe fazlasıyla pirim veren şu müphem dünyası en başta feylesofların aşmak için çırpındıkları soyut bir gerçeklik alanı olarak hep bir merak konusu olmuş. Mukaddes metinlerde varlığına yemin edilmiş, algımızı aşan yoğunluğu ve sıklıkla bizi açıkta bırakan ağırlığı hiçbir şakaya, es geçmeye ya da ihmale prim verilmeksizin sık sık teyit edilmekten geri durmaz.  Zaman, nihayetinde kimin kurtulacağına, kimin en sonunda bedbaht olacağına konusunda ilahi söylemlerin garanti listesinde yer alan başka diğer ulvi şeylerle beraber bulunur. Ondandır vakit hep ehemmiyetlidir, katiyen savsaklayamaz.

Yetişme şartlarımız, bize yüklenen değerler giderek kurduğumuz ilişkiyi temellendirmede belirleyici olur. Vaktin akışına kendini kaptırmak çoklukla gerçek bir uyumluluk talebi olarak takdir edilir ve alkışlanır. Vakte uymak kendi hesabına yeterli ve geçerli olandan vazgeçmeyi ve onun yansıttıklarına ilgi etmemeyi beraberinde getirir. Bir iz bırakmak, karşı durmayı bilmek ve her daim kendisi olma arzusu “vakit”la ve onun bugüne taşıdıklarıyla olan bağlarımızın sık sık gözden geçirilmesini mecburi kılar.

Fotoğrafla ölümsüzleştirilen anlar

Ona tapanlar olmuş, her şeyi ona bağlayanlar astrolojinin, sihirli ve büyülü bir endüstrinin ister ilkel ister çağdaş takdimleriyle olsun, vaktin iç içe geçmiş dünyasında kendi galaksilerini yaratmışlar, içinden çıkamadıkları bir evrende dolaşıp durmuşlar. Varlığın dehşetengiz vurgusuna akıl sır erdiremeyenler, onun gizil şifrelerini çözmeye başlamak için gizemli dünyasını eşelemişler; anlamaya ihtiyaç duymayanlar ise kendilerini yok eden bu sarhoşluğun içinde yuvarlanıp durmuşlar.

Zamanın fiziksel bir ağırlığı yoktur, görüntüsü boş ve şekilsizdir. Oysa resimi çekilen ve bir güzel tükettiğimiz her şey neticede hayattan bir parçadır ve resimde yakalandığımız her an da sonunda içinde kat ettiğimiz zamandan bir enstantanedir. Zaman kimseye görünmez, bütün görünürlüklerimiz onun içinde, ortasında ve belki de kıyısındadır. İçinde kendimizi bulduğumuz zaman bize has fragmanlarla hayatı bize hasredilmiş, bizden ibaret ve netlikle ebedi olarak sunmakta pek mahirdir. Onun akışına aldanır, çekiciliğine tav oluruz.

“Önce zaman içinde kalbur saman içinde”, o günden bugüne ulaşan mitolojiler, efsaneler ve bilumum hikâyeler, içine pek çok şeyin sığmayı muvaffak olduğu bir geçmiş anlatısıyla; geleceği yapmak için müracaat ettiğimiz yeni hayallerle buluşur ve biz nostaljiyle ütopya arasında çoklukla kendimizi soyut bir denizin tam da ortasında buluruz. Bizden öncekilerin zamanı bugünümüze eklemlenir; bizden sonrakilerin yaşayacakları hepimizi bekleyen bir saate kadar kendi içinde sayısız kıvrımlarla birbirine bağlanır ve hayat, bir sıra dizin içinde kendi sonuna doğru ilerler. Zamanın nereden nereye doğru aktığını, nasıl ilerlediğini belirlemek . Biz boşlukları doldururuz, içinde işaretlediğimiz alanların yerlerinden kaymamasına çalışırız. Tarih öyle biçimlenir, politika öyle, edebiyat öyle. Biri sorduğunda bilemediğimiz, kimsenin oralı olmadığında bildiğimizi düşündüğümüz bir koca yanıttır vakit.

Sahip olduğumuz en değerli kaynak

Vakit depolanıp saklanacak yeri gelince kullanılacak bir anapara değil. Oysa ansızın geçmesine, bir anda durmasına, elden uçup gitmesine, durup dururken kaybolmasına, bir yol daralmasına, arada genişlemesine, evvelce tertip etmesine ve bazen de hepimize bir ilaç bir şifa olarak dönmesine bakılırsa onun da başka değerli şeyler gibi idareli kullanılmasının ihtiyaç duyulan olduğu anlaşılır.  Şarkılar hep onu söyler, türküler yakınarak, müsabakalar onu aşmak koşuluyla bir kıvama erişir. Sahip olduğumuz en değerli kaynaktır vakit; ne var ki ancak ondan yoksun kaldığımızda varlığının değerini fark edebiliyoruz.

Bir vaktin içinde doğarız. Kültür, anane, müfredat, paradigma ve dünya bilgimiz bize onun nasıl kullanılacağı ile ilgili ağır ve kapsamı geniş, tesirli ve yönlendirici bilgiler kazandırır. Bazen ondan haberimiz dahi olmaz, değerine yönelik bir bilgi belki bize hâlâ erişmemiştir. Bazen onu kendi hikâyemizin sıkı bir mecrası olarak görür özenle takdis ederiz.

Hayat bize zamanı görmezden gelmemeyi öğretir, sağımız solumuz zamandır ve biz onun içinde yokluğa doğru değil gerçek varlığa doğru yol alırız.

Kaynak: Dünya bizim

O ve Ben

Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK

Kitap önerileri-3

O ve Ben kitabı, Necip Fazıl’ın hayatını, içini, içindekilerinin yansımasını anlamak için okunması gereken ilk kitap belki de. Baştan sona merdivenlerin basamakları gibi. Tıpkı doğum anını andırıyor. Günahsız doğan bir ruh, sonrasında paslanmaya başlıyor. Bir merdivenden iner gibi inişe geçen maneviyatı, bir gün önünü aydınlatan nurla çıkış yolunu buluyor. Belkide okuyan herkes kendince bir şeyler görecek hissedecektir.

1904 – 1934 senelerinde çocukluğunu anlattığı bölümler ile başlıyor O Ve Ben kitabı. “ O “ nu tanıyıncaya kadar diye adlandırdığı hayatını anlatıyor bu dönemlerde. Kendisine göre hiçbir şey bilmediği yıllar. Oldum zannedip de olmadığının ışıklarının hayatına girdiği yıllar. 

İstanbul Çemberlitaş’ta kocaman bir konakta dünyaya gelmiştir. Büyükbabası o dönemin ileri gelen ehemmiyetli isimlerindendir. İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisliğinden emekli, Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Efendidir. 

Matmazellerle, dadılarla, hizmetçilerle kocaman bir konakta en gözde torun sıfatı ile büyümüştür. Babası, dedesinin tam tam tersti bir insandır hem de Necip’ in çocukluğunda babasının izleri görülür. İzdivaç etme çağına gelen babasını uslandıracak bir kız ararlarken yolları Anadolu’ya düşer. Kendi hallerinde bir göz evin içinde yaşayan bir aile ve onun suskun sakin kızını alıp İstanbul’ a konağa getirirler. Hanımlık mevkisi yerine, suskunluğunu savunan, bir hizmetli gibi davranan kadın evliliklerinden bir müddet sonra Necip Fazıl’ ı dünyaya getirir. Kısa bir müddet sonrada küçük kızı Selma’ yı. Selma abisinin zıddınadır. Tıpkı annesi gibi suskun, sakin, içine kapanık bir kızdır. Yaşadığı müddet içinde abisinin hayatında çok ta bir manası olmaz. Ancak 6 yaşında vefat etmesi ile Necip Fazıl’ ın anılarında ehemmiyetli bir yer meblağ. 

Dedesinin gözünde her vakit çok ehemmiyetli bir yeri vardır. Pek çok torununun arasında Necip’ i akıllı torunum diye çağırır. Kendisi ile beraber yatırır ve ona öğrenmesini istediği pek çok kitap okur. Dedesinin vefatı üzerine yalnızlığa iyice gömülen Necip Fazıl kendisini kitaplara verir. Dedesinin öğretileri ile okuduğu dini kitaplara ek olarak dünyaca yazılan yapıtları de listesine alır. Bir takım vakit onların içine öyle girer ki çocukça kendini o kahramanların yerine koyar.

Birinci Dünya savaşı nihayetinde Bahriye Mektebine yazılır. Din hocası Ahmet Hamdi Aksekili, tarih hocası ise Tevfik Fikret, edebiyat hocası ise Yahya Kemal’ dir. Bu dönemde kendisini yeniden kitaplara ve şiire adar. Yazdığı pek çok şiiri hocalarına gösterir. Pozitif bir cevap almaktan ziyade kendisine şiirle zaman harcamaması öğütlenir fakat vazgeçmez.

Okul arkadaşları; Nazım Hikmet, Fahri Korutürk.

Edebiyata bu denli gönül verdikten sonra Bahriye okulunda geçirdiği 4 sene sonunda mezuniyet bekler. Ansızın gelen bir haber üzerine okulun 1 yıl daha uzatılması gerektiğine karar verilmiştir. Buna daha fazla dayanamayacağını düşünür, imtihan kağıtlarını boş verir ve böylelikle okuldan atılır.

Bir süre boş gezdikten sonra hayali olan üniversiteyi okumak için sınavlara girer ve parlak bir derece ile okula girer. Buradaki arkadaşları; Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Cumhuriyet’ in ilk yıllarında açılan sınavı kazanır ve Paris’ e eğitim almaya gider.

Türkiye’ ye dönünce dönem edebiyatının en ehemmiyetli isimleri ile arkadaşlık kurar. Onlara şiirlerini gösterir. Yakup Kadri’nin beğenisi üzerine şiirleri mecmualarda yayınlanmaya başlar. En genç şair unvanını alır. Dönemin parlak isimlerinden olmuştur artık. Üniversitede hocalığa kadar yükselir. Hatta kendine ait bir mecmua dahi yayınlar. Yazılarının bulunduğu köşeler vardır.

Tüm bu başarıya karşın içinde tatmin olmayan bir yer vardır. Eksikliğini hiçbir şey ile gideremez. Derken “ O “ nu tanır.

1934 – 1943 yılları hayatının hem en mesut hem en eksik yıllarıdır. Onun için mutluluk artık ‘ Abdülhakim Efendi Hazretleri ‘ ile yaşadığı yıllardır. Önce onu tanımak için gayret harcar. Daha sonra kapısından içeri girmek için ve en sonunda her zaman onun yanında kalabilmek için çaba harcar. 

Ömrünün bu yıllarında dünyadaki bütün işlerinden ayrılır. Yazılarını artık yazamaz. Tek derdi dine hakim olmak ve gerçeğe ermektir. Hocasının ölümüne kadar içindeki boşluğu bu şekilde birlikte doldurmaya çalışırlar.

Abdülhakim Efendi hazretlerinin vefatından sonra ömrü hapishanelere girip çıkmakla geçer. İçindeki ışığı ara ara kaybeder ve tekrar bulur.

O Ve Ben, yaşam öykü türünde yazılmış bir kitap. Şayet Necip Fazıl’ın hayranı iseniz kesinlikle alıp okuyun. Hayatının belirtilen dönemlerinde neler yaşadığına bu kitaptan şahit olabilirsiniz.

Teknolojinin Sağlık İçin Kullanımı

Hastaların hayatını kolaylaştırma potansiyeline sahip çözümler sunan teknolojinin kullanımı, sağlık sektöründe gittikçe artıyor. Son yıllarda ortaya çıkan sağlık ile ilgili uygulamalar, teknolojinin bu alanı nasıl etkilediğinin bir göstergesidir. Bu makale teknolojinin daha iyi tıbbi bakım sunmaya yardımcı olabileceği, farklı yollar hakkında bilgi vermektedir.

Bugünün dijital çağında teknoloji, insan hayatının hemen hemen bütün alanlarını kuşatmıştır.Sağlık sektöründe de hizmet verimliliği ve tanı güvenilirliğini artırmak için teknolojinin büyük bir önemi var. İnternet daha önce sıradan insanlar için kolayca erişilebilir olmayan bilgiler için yeni bir depo açtı. Bugün insanlar, sağlık sorunlarının ve sağlık sorunlarını önleyici tedbirlerin daha fazla farkındalar. Bu uygulamalar bilginin kullanılabilirliğinin kolaylığı nedeniyle, tıbbi tedavi ile ilgili karar verme sürecinde doktorların yanı sıra hastalara da yardımcı olmaktadır.

Sağlık İçin Teknolojinin Kullanımı:

4772_app

Teknoloji modern toplumun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. İnsan yaşamının kalitesini artırmak için potansiyele sahiptir. Sağlık sektöründe kullanılan yeni teknolojiler, sağlık uygulayıcılarının hastalara daha iyi tedavi ve bakım sağlamalarını kolaylaştırır. İşte teknolojinin kaliteli sağlık hizmeti sunmaya yardımcı olabileceği bazı yollar;

Sarılınabilir Robotik Ayı:

Bu uygulama hem hastaya arkadaş olur, hem de bakım personeli için hastanın davranış verilerini sağlayan bir cihaz gibi kullanılır. Hemşirelik personeline sağlanan bilgiler, hastanın iyi bakılmasını sağlar. Bu tür robotik sistemlerin çoğu, genellikle çocuk hastanelerinde kullanılır. Hastaneye başvurulduğu zaman çocuklar genellikle kaygı ve huzursuzluk içindedir. Sarılınabilir ayı gibi robotların kullanımı bu tür durumlarda devreye girer. Böylece robotlar yalnızca hasta ile ilgili veri toplamada yardımcı değil, aynı zamanda yalnız ve ebeveynlerinden ayrılmış olan çocuklara en çok ihtiyaç duydukları duygusal desteği sağlar.

Yapay Retina Teknolojisi:

“Argus II Retinal Protez Sistemi” Second Sight adlı bir şirket tarafından geliştirilmiştir. Bu teknoloji ayrıca biyonik göz olarak da bilinir. “Argus II Retinal Protezler Sistemi”, bir video kamera ile donatılmıştır. Minyatür video kamera 

Sağlık ve Spor İçin Akıllı Telefon Uygulamaları:

Cep telefonları hastaların sağlık alanında bilgi ve hizmet çeşitlerine kolayca erişebilmeleri için, önemli bir role sahiptir. Mobil uygulamaların faydalarından biri de, doktorlar ve hastalar arasında daha iyi bir iletişim sağlamasıdır. Ayrıca sağlık profesyonelleri ve hastalar için randevu istekleri, sağlık bilgilerine erişim, tıbbi kayıtların dokümantasyonu ve karar verme gibi mevzuları kolaylaştırır. 2018 yılına kadar mobil sağlık teknoloji pazarının 8 milyar dolara genişlemesi beklenmektedir. Sağlık alanında faydalı mobil uygulamalardan bazıları şunlardır;

Jim Siyah, Melbourne Üniversitesi Avustralya’da Doçent, ve yandaşları sağlık çalışanları için çok faydalı akıllı telefon uygulamaları geliştirdiler. Ancak bunların aralarından en önemlilerinden biri oksimetredir. Oksimetre kırmızı kan hücrelerinin oksijen içeriğini ölçmek için kullanılabilir. Bu cihaz vücuttan geçen kızılötesi dalgaların emilimini ölçmeyi sağlar yani bir anlamda kırmızı kan hücrelerindeki oksijen miktarını ölçmeyi sağlar. Tanı araçlarının kullanılamaması nedeniyle yanlış tanı ve yanlış tedavi, Afrika’da zatüreye bağlı ölümlerin arkasındaki temel nedendir. Oksimetre zatüre ve diğer sağlık sorunlarının tanı ve tedavisi için Mozambik’te bulunan sağlık çalışanlarının ihtiyaçları göz önüne alınarak geliştirilmiştir. Bu cihazın kolay kullanılabilirliği göz önüne alındığında, diğer az gelişmiş ülkeler ve uzak alanlarda kullanılabilir.

-Mobil ve tablet uygulamaları hastaların yaşayacakları tıbbi prosedürü anlamalarında ve merak ettiklerine cevap bulmalarında yardımcı olabilir. Ayrıca doktorlar hastaların merak ettikleri şeyleri görsel bir ortam aracılığıyla açıklamayı çok daha kolay bulabilirler. “drawMD”, “iPad”için geliştirilmiş bir uygulamadır. Bu uygulama ile görseller oluşturmak üzere serbest skeçler çizebilirsiniz. Ayrıca arka plan için bir çok anatomi görüntüleri sunuyor. Bu resimler bir çok farklı hastalıklar ve tıbbi koşulların daha iyi bir anlaşılması için kullanılabilir. Ayrıca bu uygulamayı kullanarak resimleri kaydedebilir ve e-posta yoluyla istenen kişiye gönderebilirsiniz.

-Doktorlar günlük hasta turları sırasında bazı hasta bilgilerini kaydeder. Mobile tabanlı uygulamalar bu bilgilerin kayıt edilmesini kolaylaştırır. Tur sırasında toplanan bilgiler tek tek yazmak yerine sadece telefona girilebilir. Böylece uygulama oldukça zaman tasarrufu sağlar.

-Hastaların doktorlar tarafından verilen talimatları kolaylıkla hatırlayamadıkları tespit edilmiştir. Bu gibi durumlarda mobil uygulamalar doktorun talimatları sürecinde hastalara yardımcı olabilir. İyileşme sürecinde hastalara gerekli olan veriler mobil uygulamalar ile sağlanabilir. İlaç hatırlatma uygulamaları hasta tarafından alınan hap sayısının takibinde oldukça faydalıdır.

-‘Pumping Weight’ uygulaması basitçe kilo verme eğitimini sağlayan bir uygulamadır. Uygulama kullanıcılara bir hafta sürecek bir program sunmaktadır. Egzersiz yoluyla kazanılan gücün ayrıntıları, grafikler ile kullanıcıya sunulmaktadır.

-StrongLifts 5×5 güç eğitimi için popüler uygulamalardan biridir.

Kaynak:
https://wellnesskeen.com/ways-to-use-technology-for-better-health

Ali AŞCI

1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by