Date Archives

Haziran 2019

Âlem içre âlem: Horton Kimi Duyuyor?

“Belki küçük değillerdir, belki biz büyüğüzdür. Düşünsene ya ta uzaklarda birileri varsa ve şu an bizim dünyamıza bakıyorlarsa… Biz de onlara göre bir toz tanesiysek…” 

Amerikalı yazar Dr.Seuss’un “Horton Hears A Who?” adlı kitabından esinlenilerek aynı adla ve animasyon tekniğiyle beyaz perdeye aktarılan “Horton Kimi Duyuyor?”  filmi; animasyon, macera, komedi ve aile türlerini kendinde toplayan 2008 yapımı önemli felsefi mesajlar içeren bir film. Başlıca seslendirmelerini; Jim Carrey ve Steve Carell’ın yaptığı filmin, yapımcılığını Türkiye’de “Buz Devri” adıyla meşhur olan animasyon filminin de yapımcısı olan Blue Sky Stüdyo üstlenmiş.

Bir yaprak tanesinden düşen su damlasının dalından kopardığı kozalağın yolculuğu ile başlar tüm hikâye. Kozalağın yolculuğu boyunca, biz filmin gerek çekim açısı gerekse müziğinin ritminden şunu anlarız ki bir nesne bulunduğu yere göre bazen yıkıcı etkiler meydana getirebilir; bir dev iken bazen hafif bir rüzgâr esintisi, belki de bir sinek ısırığı gibi bulunduğu mekâna göre cüce kalabilir.

Nitekim kimine göre dev kimine göre cüce olan bu kozalak dalından kopup yuvarlanırken yıllardır bir çiçeğin üstünde güvenli bir şekilde ikamet eden toz tanesini, ormanın derinliklerine savurur ve takvimler 15 Mayıs’ı gösteriyordur. Henüz hiçbir şeyden haberi olmayan sevimli filimiz Horton, her zamanki gibi orman nimetlerinin tadını çıkarırken bu toz tanesinden belli belirsiz bir çığlık duyar. Şüphe etmesi üzerine tam toz tanesine yönelmişken Nool Ormanı’nın sakinlerinden olan Horton’un arkadaşları, filme girerek toz tanesinin üzerinde yaşayan Kimler’le Horton’un tanışmasını ertelerler.

Bir hikmet arayışı başlar

Horton’un, arkadaşlarından oluşan bu gruba “Günaydın Sınıf” diye hitap etmesi ve devamında onlara orman hakkında bilgiler vermesi; seyirciye hoca-talebe ilişkisini ulaştırır ve sanki hikmet araştırmasının başlangıcını ifade eder. Ve bu sırada bir kez daha duyar toz tanesinden gelen belli belirsiz hezeyânı. Ya bu küçük toz tanesinin üzerinde yardım isteyen küçük bir insan, belki çocukları yeni büyümeye başlamış olan bir aile yaşıyorsa? İşte bu fikir, Horton’u harekete geçirir ve uzun uğraşlar sonucu toz tanesini bir çiçeğin üzerinde güvenceye alır.

“Belki küçük değillerdir, belki biz büyüğüzdür. Düşünsene ya ta uzaklarda birileri varsa ve şu an bizim dünyamıza bakıyorlarsa… Biz de onlara göre bir toz tanesiysek.”

Her şeyin bu kadar rayında gitmesi gariptir ki aksilikler gecikmez. “Her şeyi sizden daha iyi ben bilirim” diyen tiplerden olan, bütün kuralları koyan ve uyulmasında zorlayan kendisini ormanın sorumlusu ilan etmiş olan kanguru: “Eğer bir şeyi duyamıyor, göremiyor ve hissedemiyorsan öyle bir şey yoktur.” düşüncesiyle filme dâhil olur. Horton, küçük toz tanesi hakkında araştırmasına başlamak üzeredir ki kanguru karşısında belirir ve her zamanki küçümseyiciliğiyle Horton’un anlattıklarının saçmalığını ve bu saçmalıklardan hiç kimseye, özellikle de çocuklara bahsetmemesi gerektiği konusunda onu tehdit eder, zirâ bulundukları toplumun üyesi olarak kalabilmek için bu toplumun standartlarına uymak şarttır ve Nool Ormanı bu tür şeylere müsâmaha göstermiyordur. Horton koca burnunun varlığından emin olduğu kadar bu küçük toz tanesinden bir ses duyduğuna emindir ve bu işin peşini bırakmaya hiç niyetli değildir. Neticede Horton’un  “merhaba” nidaları bu toz tanesinin içerisinde bulunan Kimler Şehri’nin semalarında yankılanır. Kimler Şehri’nde yaşayan Kimler, güvenli ve mutlu bir şekilde sadece güzel şeylerden haberdardırlar. McDodd ise bu şehrin belediye başkanıdır. Haksever ve dürüst bir kişidir. Halkın aksine başkan, şehirde bir tuhaflık olduğunu ve bunu çözmesi gereken kişinin kendisi olduğunun farkındadır.

“Senin bütün dünyan benim dünyamdaki bir çiçeğin üstünde”

Horton ve başkan mucizevi bir şekilde iletişime geçerler. Durumun vehâmetini anlayan Kimler Şehri’nin başkanı, Horton’dan dünyalarını güvenli bir yere taşıması için yardım ister. Ve bu andan itibaren Horton kahraman bir savaşçıya dönüşür. Toz tanesi için ormanda güvenli bir yer arar. Yıllardır yaşadığı Nool ormanına gözlüğünü değiştirerek bir toz tanesi üzerinden baktığında daha önce dikkatini çekmeyen türlü tehlikelerle karşılaşır. Uzun düşünceler sonucu “güneşin azametli şekilde yerden yükseldiği Nool Dağı’nın tepesinde bulunan huzurlu ve sessiz mağarayı, Kimler Şehri için en güvenli yer olarak seçer. Böylelikle uzun ve meşakkatli bir yolculuğun başlamasıyla beraber kanguru ile mücadele de başlar. Kangurunun yapabileceklerinin sınırı yoktur ve Kötü Vlad ile toz tanesini yok etmek üzere anlaşır. Bunun haberini alan Horton, Başkan’ı uyarır. Başkan ise önlem alabilmek için halkı ile konuşmaya artık kararlıdır. Uzun uğraşlar neticesinde Kimler görmedikleri ama sesini duyabildikleri Horton’un varlığına inanmıştır ve onu bir kahraman olarak görüp ona müteşekkir olurlar.

“İnsan insandır, ne kadar küçük olursa olsun”

Kötü Vlad ile amacına ulaşamayan kanguru B planına geçer ve sosyal düzenin tehdit altında olduğunu, tehdidin öncüsünün ise Horton olduğunu söyleyerek Nool Ormanı sakinlerini Horton’a karşı harekete geçirir. Tüm orman sakinleri, toz tanesini yok etmeye kararlı bir biçimde Horton’u yolundan alıkoyarlar. Kanguruya göre Horton’un tek kurtuluş çaresi vardır: Toz tanesinde hiç kimsenin yaşamadığını, haksız olduğunu herkesin önünde söylemek ve kabullenmek. Sözünden dönmemeyi kendisine prensip edinmiş olan Horton bağlanmayı, kafeslenmeyi göze alır, zirâ filler %100 güvenilirdirler. Sözünün eri; cesur fil Horton, herkesin önünde bir kez daha ilan eder: “Bu toz tanesinde insanlar var. Onları görüp duyamasanız da insan insandır, ne kadar küçük olursa olsun.” Bu sözler kısa süreli tesir uyandırsa da Horton’u kurtarmaya yetmez. Şimdi, Kimler Şehri’nin harekete geçme vakti gelmiştir. Bütün Kimler Şehri sakinleri bir curcuna başlatır. Buradayız nidaları, davullar, flütler, çaydanlıklar ne buldularsa çalarak varlıklarını ispatlamaya koyulurlar. Ve son bir haykırışla seslerini Nool Ormanı sakinlerine ulaştırmayı başararak hem kendi dünyalarını hem de Horton’u kurtarmış olurlar. İnandığı değerlerden vazgeçmeyip ruhunu satmayan güvenilir fil Horton, herkesin nezdinde savaşçı bir şâire dönüşür. Artık Horton, Kimler, Nool Ormanı sakinleri hatta kanguru için mutlu son vakti gelmiştir. Hep beraber Kimler Şehri’nin güvenliği için toz tanesini, Nool Dağı’nın tepesine ulaştırmak üzere yolculuklarına devam ederler.

Son sahnede kamera ormandan uzaklaşır ve uzaklaşır. Seyircilere Nool Ormanı’nın da âlemde bir toz tanesinden farksız bir şekilde yer kapladığI ulaştırılır ve ders niteliğinde yine aynı cümleyle bizlere şöyle seslenilir: “İnsan insandır ne kadar küçük olursa olsun.”

İnsanın, duyu organlarının yetersizliği sebebiyle toptancı bir yaklaşımla kendi duyu süzgecinden geç(e)meyen şeylerin yokluğuna hükmetmesinin, yanlış ve bencilce olduğu biz seyircilere net bir şekilde ulaştırılır. Böylelikle ülkemizde de yaygın bir algı olan “Animasyon filmleri çocuklar içindir” ezberi “Horton Kimi Duyuyor?” filmi ile bir kez daha bozulur. Zirâ çocukları eğlendirebileceği kadar yetişkinler için de önemli felsefî mesajlara sahip bir film olduğunu tecrübe edebiliriz. Tavsiye bizden, teveccüh sizden.

Son söz niyetine “Eksik bakarsan tamlığı göremezsin”.

Dijital çağın yükselen mesleği: Influencer olmak

Influencer kavramını şu sıra sıkça duymaya başladık. Hızla yaygınlaşan ve seslerini Türkiye dahil dünyaya duyurmayı başaran bu akımın temsilcileri, ardından gelenlerin de meraklı bakışlarına hedef oluyor. Bu kapsamda Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten’in birlikte kaleme aldığı ‘Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur” isimli kitap, bu kavramı anlamak için bir rehber niteliği taşıyor.

Son yılların popüler konu başlıklarından influencer pazarlama, pazar payını arttırmaya devam ediyor.  Araştırma sonuçlarına göre 2018 yılında Türkiye’de influencer pazarlamaya 30 Milyonu aşkın bir harcama yapılmış ve bu rakamın 2019’da çok daha yukarıda olması bekleniyor. Pek çok yönü ile geleneksel reklam modellerinden ayrışan ve markaların pazarlama planlarında artık olmazsa olmaz hale gelen Influencer pazarlaması doğru ekipler tarafından yönetilmediğinde başarıya ulaşamıyor. Sektörün en deneyimli ve yüksek hacimli Influencer pazarlama ajansı Boomads’in kurucu ekibinde yer alan aynı zamanda platformun yöneticiliğini üstlenen Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten geçtiğimiz haftalarda Influencer pazarlamayı anlatan ilk Türkçe kaynak olan “Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur?”u Hürriyet Kitap etiketi ile yayınladı.

Kitapta başarılı influencer hikayeleri dışında markaların Influencer pazarlaması yaparken dikkat etmesi gereken noktaların altını çizilmiş ve rehber niteliğinde bir kitap oluşturulmuş.  2011’den bu yana önce bloggerlar akabinde de Influencer’lar ile markaları buluşturan Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten, başarılı bir influencer pazarlama kampanyası oluşturmanın adımlarını anlattı:


Doğru Ajans Seçimi:
   Influencer pazarlamanın pazar payını arttırmaya devam etmesi, pek çok ajansın bu alanda da faaliyet gösterme isteğini de beraberinde getirdi. Elinde bir influencer listesi olanın ajans açarak bu alanda uzmanlık iddia ettiği günümüzde, markaların çalışacağı ajansın kampanya tecrübesine ve referanslarına dikkat etmesi çok önemli. Boomads olarak bu yüzlerce kampanya deneyime sahip en tecrübeli ekibine sahip olduğumuz için, süreç yönetimi konusunda iddialıyız.

Doğru ‘Brief’ Oluşturmak :  Influencer’a ya da influencer ajansına içerik üretim ve proje geliştirme sürecinde olabildiğince detaylı ve doğru brief iletmek çok önemli bir diğer konu. İçerik beklentinizi tam olarak iletirseniz, içerik üreticisi konumunda olan influencer’lar da o kadar beklentinize uygun bir içerik oluşturacaktır.

Doğru Influencer Seçimi:  Doğru influencer seçimi, yüksek takipçili influencer demek değil. Markaların en büyük yanılgısı bu. Influencer’in hedef kitlesi, tarzı ve markanızın gerçekten örtüştüğünü düşünmeniz gerekiyor. Milyonlarca takipçisi olan kişi yerine mikro bir isimle çalışmak size çok daha fazla fayda sağlayabilir.

Influencer İçeriklerine Sınırlı Müdahale: Influencer’lar ile deneyim & tecrübe paylaştıkları ve bu tecrübeleri kitleler tarafından dikkate alındığı için çalıştığımızı unutmamak gerekiyor. Influencer’ın özgün içeriğine ne kadar az müdahale edersek, onun tarzından da o kadar uzaklaşmamış olacağımız için başarılı oluruz.

Influencer Söylemlerinin Farklılaştırılması : Kampanya döneminde çalıştığımız tüm isimlerden birbirinin tekrarı cümleler ve içerikler oluşturmalarını istemek yerine her ismin tarzına uygun kurgularla ilerlemek, tüketiciye daha sıcak/samimi gelecektir.

Platformların Dinamiklerine Uygun İçerik Üretimi:  Instagram, Youtube, Twitter veya Facebook. Her sosyal medya platformunun kendine özel dinamikleri var. Twitter’da kanaat önderi olmuş bir ismin oluşturacağı içerik ile instagram gibi görsel malzemenin ön planda olduğu bir platformda oluşturulacak içerik dinamikleri aynı olmayacaktır.

Kitapta, influencer marketing stratejisi oluşturmanın adımları, bu alanda yapılan hatalar ve influencer pazarlama kampanya çeşitleri detaylı şekilde incelenmiş ve Hilal Meriç Bor & Ahmet Erten ikilisinin yıllara dayanan deneyimleri ile harmanlanmış.

Doany Türk Telekom’un 5G yatırımlarını anlattı

Londra’da bu yıl 15’incisi düzenlenen 5G Dünya Zirvesi’nde “gigabit toplumunu oluşturan operatörler” konulu panele konuşmacı olarak katılan Türk Telekom CEO’su Paul Doany, katılımcılara 5G’nin getirdiği yüksek hız ile hayatımızda nelerin değişeceğini aktarırken Türk Telekom’un 2019 odakları ile 5G yatırımlarından bahsetti.

Doany, “Çok kanallı bir yolculuk içerisindeyiz: yüksek hızda bant genişliği ve ülkedeki tüm 5G operatörlerine hizmet verecek uygun maliyetli sahaya kadar fiber (FTTS) omurgası için fiber altyapı tesisine devam ediyor ve sabit genişbant penetrasyonunu arttırarak dijital ayrımı kapatıyoruz.” dedi.

Türkiye’deki abone ağ fiberleşme oranının Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’nın sayılı gelişmiş ülkeleri ile aynı seviyede olduğuna dikkati çeken Doany, “Türkiye’de mobil internet iyi gelişmiş durumda, buna karşılık sabit internet kullanımında halen yüksek bir gelişim potansiyeli mevcut. Bu potansiyeli kullanarak tüm müşteri segmentleri üzerinde daha yüksek GB kapasitesi sağlayacak uygun maliyetli giriş paketleri ile sabit internet penetrasyonunu artırmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

5G ile sabit ve mobil ağlardaki bant genişliği hızlarını artırarak gecikme sürelerini azaltacaklarını dile getiren Doany, “Böylece, sektördeki tüm operatörlere uygun maliyetli fiber erişim sağlarken ülkedeki anahtar dikeylerin dijital dönüşümüne de zemin hazırlamış olacağız. Bu anlamda hedefimiz, bir yandan yerli çözümlerin geliştirilmesine odaklanırken bir yandan da bilişim ve iletişim teknolojileri alanındaki şirket iştiraklerimizi ileriye taşımak ve kurumsal risk sermayesi yatırımlarımızı artırmak olacak” dedi.

Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğu ve fiberleşme hızı hakkında bilgi veren Doany, Türkiye’nin genç bir nüfusa sahip olmasının, bilgi toplumuna uyum sürecini hızlandırmada etkili bir faktör olduğunu belirtti.

Türk Telekom’un fiber hane erişiminin ilk çeyrek itibarıyla 19,1 milyonu aştığı bilgisini veren Doany, “Sadece 2018’de 2,4 milyon yeni haneye fiber kapsamamızı ulaştırdık. Fiberleşmede pek çok Avrupa ülkesini geride bırakarak Türkiye’nin abone fiberleşme oranını yüzde 20’lere çıkardık. Bu oran Avrupa’nın sayılı gelişmiş ülkeleri ile aynı seviyede” diye konuştu.

Türk Telekom’un Türkiye’nin dijital dönüşümünde kilit rol oynadığını aktaran Doany, şunları söyledi:

“Ülkemizi 5G’ye hazırlamak ve Endüstri 4.0’a geçirmek için dijital dönüşüm yatırımlarımız tüm hızıyla devam ediyor. 5G’nin nimetlerinden en etkili şekilde yararlanmak için mobil şebekeyi 5G’ye hazır hale getirmek kadar ülkenin fiber ağ altyapısını güçlendirmek de son derece önemli. İşte bu nedenle Türk Telekom olarak, son on yılda fiber iletişim ağımızı ‘herkes için erişilebilir iletişim’ prensibi ile iki katına çıkardık. Hızla yaygınlaştırmaya devam ettiğimiz 285 bin kilometrelik fiber altyapımız bugün dünyanın etrafını 7 kere çevreleyecek uzunlukta. Milli teknoloji dönüşümünün en önemli aktörü olarak, Türkiye’nin en büyük veri merkezi ve en büyük siber güvenlik merkezi ile desteklediğimiz kurumsal hizmetlerimizle Türkiye’nin en büyük 500 şirketi başta olmak üzere ülkenin dijital dönüşümüne liderlik ediyoruz.”

“Türkiye’deki hane halkının yüzde 90’dan fazlası kapsama alanımızda” 

Türk Telekom’un mevcut sabit altyapısının, Türkiye’deki hane halkının yüzde 90’dan fazlasını kapsadığını ifade eden Doany, buna rağmen halen birçok insanımızın internetle tanışma ve interneti kullanma oranlarının çok düşük olduğunu belirterek internet penetrasyonunun önemine değindi.

Yarının bilgi toplumunda internetin hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geleceğini kaydeden Doany, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnternet kullanımının yaygınlaşması, kırsal kesimler de dahil olmak üzere, sağlık ve eğitim gibi alanlarda günlük yaşama büyük katkı sağlayacak. İşimiz yalnızca interneti vatandaşlarımızın evine, kapısına, köyüne götürmekle bitmiyor; bilgi toplumuna dönüşüm için Türkiye’nin lider entegre iletişim operatörü olarak internet kullanımını yaygınlaştırmayı kurumsal sorumluluğumuz olarak görüyor ve çalışmalarımıza bu yönde devam ediyoruz.

Bu amaçla 2017’den beri uyguladığımız son derece uygun fiyatlı ‘İnternet Bizden’ tarifelerimiz ile birçok vatandaşımızı hayatlarında ilk defa internetle tanıştırıyoruz. Ayrıca bu kişilere, internetin faydalarını anlatmak, eğitmek amacıyla 2014 yılından bu yana sürdürdüğümüz ‘İnternetle Hayat Kolay’ projemiz ile internet okuryazarlığı eğitimleri de veriyoruz. Proje kapsamında, kalkınmada öncelikli iller başta olmak üzere gönüllü eğitmenlerimiz ile Türkiye’nin 81 ilini gezerek, çoğu kadın olmak üzere 50 bin katılımcıya internet okuryazarlığını öğrettik.”

Tüm bu çalışmalar sonucunda Türkiye’nin internet penetrasyonunu son 5 yılda yüzde 40’lardan yüzde 56 seviyesine yükselttiklerini aktaran Doany, ana hedeflerinden birinin, dijitalleşmenin temel göstergelerinden biri olan bu oranı en kısa zamanda Avrupa ortalaması olan yüzde 70’ler seviyesine çıkarmak olduğunu söyledi.

Bunu gerçekleştirmek için geliştirdikleri altyapı paylaşım modellerinin sektör içi iş birlikleri ile hayata geçirilmesinin önemine de değinen Doany, “Fiber altyapı tesis maliyetleri oldukça yüksek. Mobil ve sabit altyapı için geliştirdiğimiz aktif ve pasif paylaşım modelleri altyapıda yüklü maliyetleri önleyerek sektör adına daha fazla imkân ve yarar sağlamakla kalmayacak, tüm dünyaya da örnek olacak. Yine altyapı paylaşımını tamamlayıcı nitelikte fiber penetrasyonu artırıcı en etkili yöntemlerden biri olarak gördüğümüz sahaya-kadar-fiber (FTTS) modelinden de sıklıkla yararlanacağız” yorumunu yaptı.

“Gigabit toplumuna hızlı geçiş sahaya-kadar-fiber (FTTS) ile mümkün”

Türk Telekom’un 5G ve dijitalleşme yatırımları ile geliştirdiği mobil ve sabit altyapı paylaşım modelleri hakkında da bilgi veren Doany, 5G teknolojilerinin vazgeçilmezi olacak fiber erişimin ve internet kullanımının yaygınlaştırılması konusunda en efektif çözümün sahaya kadar fiber (FTTS) modelinde olduğunu belirtti.

Doany, Türk Telekom’un yakınsama teknolojileri alanındaki iştiraki Argela’nın yeni nesil 5G teknolojilerine katkılarından da bahsederek, Argela’nın geliştirmiş olduğu, mobil ağı “dilimleyerek” artırılmış verimlilik ve esneklik sağlayan ProgRAN’ı dünyanın sayılı operatörlerine başarıyla entegre ettiklerini de sözlerine ekledi.

5G Dünya Zirvesi, 5G teknolojilerindeki yeni açılımlar ve yakın geleceğin yeni nesil iletişim ağlarını konuşmak üzere dünya genelinde 2 bin 500’den fazla telekom profesyoneli ile 80’i aşkın telekom şirketi ve 200’ün üstünde konusunda uzman konuşmacıyı bir araya getiriyor.

Avrupa Birliği, 8 süper bilgisayar merkezi kuracak

Avrupa Birliği, araştırma, sanayi ve işletmeleri desteklemek için 2020 yılı sonuna kadar 8 farklı ülkede süper bilgisayar merkezleri kurulacağını bildirdi.

AB Komisyonu, 8 üye ülkede süper bilgisayar merkezlerinin kurulacağını açıkladı.

Buna göre, 2020 yılı sonuna kadar Bulgaristan’ın Sofya, Çekya’nın Ostrava, Finlandiya’nın Kajaani, İtalya’nın Bolonya, Portekiz’in Mihno, Slovenya’nın Maribor, İspanya’nın Barselona şehirleri ile Lüksemburg’un Bissen kasabasına süper bilgisayar merkezleri kurulacak.

AB fonlarıyla birlikte toplam 840 milyon avro mali kaynak sağlanacak süper bilgisayar merkezlerinde ilaç, tasarım, biyomühendislik, hava durumu tahmini ve iklim değişikliği gibi alanlarda çalışmalar yapılacak.

Mevcut durumda AB üyesi ülkelerde dünyanın en gelişmiş yüksek hızlı bilgisayarları olmazken, bu alanda öncülük Çin ve ABD’de bulunuyor. AB üyesi ülkelerin bilim insanları süper bilgisayar işlemleri için dış ülkelere yöneliyor.

Süper bilgisayar, özellikle bilimsel araştırmalar, deneyler ve karmaşık hesaplamalarda kullanılıyor.

Siz 1 saatlik bayram ziyaretindeyken Instagram’da neler oluyor?

İstatistiklere göre, siz 1 saatlik bayram ziyaretindeyken, ortalama 4 milyon yeni Instagram paylaşımı yapılıyor ve bu paylaşımlar gün boyunca 5 milyardan fazla beğeni alıyor. Üstelik 300 milyon story paylaşımı da bu sayılara dahil değil…

Malum, 9 günlük bayram tatiliyle birlikte ülke genelinde hem tatil, hem bayram temalı paylaşımlar Instagram gündemini ele geçirmiş durumda. Yani bir süreliğine hedef kitlemiz aile, akrabalar, arkadaşlar; içeriklerse #baklava, #şeker, #tatil, #deniz, #kum, #güneş… Ancak içeriklerin teması ne kadar değişirse değişsin yapılan paylaşımların sayısı azalmıyor, aksine büyük bir artış söz konusu.

Instagram her saniye büyümeye devam ediyor

Güncel verilere göre Instagram 1 milyar kullanıcı sayısını aşmış durumda ve günlük aktif kullanıcı sayısı 500 milyonun üstünde. Ayrıca, 1 günde ortalama 95 milyon fotoğraf/video paylaşımı yapılıyor. (Muhtemelen siz de bu istatistiklere en afili fotoğraflarınızla ve videolarınızla dahilsiniz.)

Markalar meydanı boş bırakmıyor

Gelelim işin diğer bir yüzüne; marka ve işletme profillerine…

Söz konusu böylesine kalabalık ve eşine az rastlanır bir buluşma meydanı olunca, markalar da meydanı boş bırakmak istemiyor elbette. Etkileşim gündemi neyse, gündemin tam da ortasına ışık hızıyla dalış yapmak onların işi. Yine istatistiklerle devam edecek olursak, Instagram kullanıcısı yüksek takipçili markalar, haftada ortalama 4 paylaşım yaparak bu özel dönemde hedef kitlesine ulaşmaya çalışıyor. Tabii kalbe dokunur bayram ve tatil temalı içeriklerle… Instagram kullanıcılarının da en az %80’i bu markalardan en az bir tanesini takip ediyor ve günde 200 milyondan fazla kullanıcı her gün en az bir markanın sayfasını ziyaret ediyor.

Anı yaşamayı ihmal etmeyin

Tüm bu veriler gösteriyor ki, çoğumuz öyle olmadığını iddia etsek de ne yaptığımızı göstermeye, paylaşmaya, en önemlisi de etkileşime açığız. Beğenilme ve takdir edilme arzularımız baskın geliyor ve bu büyük vitrinde boy göstermek istiyoruz. Ama unutmamamız gereken bir şey var; anı doya doya yaşamak, dijital anılar biriktirmekten çok daha kıymetli ve her anımız bir daha geri gelmeyecek güzellikte. Like’ı değil neşesi bol, emojisi değil gülümsemesi bol bir bayram tatili geçirmeniz dileğiyle…

Çocukların e-ticaret sitelerine olan ilgisi üç kat arttı

Geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla, çocuklar e-ticaret sitelerinde daha aktif olmaya başladı. İnternet üzerinden alışverişe olan ilgi son iki ayda üç kattan fazla artarak %2’den %9’a ulaştı. Bu veriler, ebeveyn kontrolü işlevine sahip Kaspersky Lab ürünlerinden elde edilen anonim istatistiklere dayanarak hazırlanan yıllık çocuk güvenliği raporunda bir araya getirildi.

Raporda elde edilen bulgular, yetişkinler gibi çocukların da internet üzerinden alışverişin avantajlarından yararlandığını gösteriyor. Çocuklar, gelecekte belki de alışveriş yapmanın tek yolu haline gelecek şekilde ürün arıyor ve bazen de satın alıyorlar. Çocukların kişisel verilerini ve ödeme bilgilerini dolandırıcılarla istemeden paylaşmasını, sosyal mühendislik taktiklerine kanmasını veya paralarını çaldırmasını önlemek ve olumlu bir internet deneyimi yaşamalarını sağlamak için ebeveynlerin doğru bir şekilde yön göstermesi gerekiyor. Ebeveynlerin ve ailedeki diğer yetişkinlerin, çocukların davranışlarındaki değişiklikleri tespit etmesi büyük önem taşıyor

Elde edilen verilere göre, gençlerin e-ticaret sitelerine yönelik ilgisi tüm dünyada artıyor. Ancak bunun ölçeği bölgeye göre değişiklik gösteriyor. Paylaşılan verilere göre, internet üzerinden alışveriş ile ilgili aramalarda en büyük pay (ve en büyük artış) Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda (%23) görülüyor. Diğer bölgelerle arada büyük farklar bulunuyor: Kuzey Amerika (%15), Avrupa ve Orta Doğu (%11), Asya ve Latin Amerika (%9).

Arada bazı net bölgesel farklar olsa da dünya genelinde çocuklar tarafından en çok aranan e-ticaret sitelerinin başında AliExpress, Amazon ve eBay yer alıyor. Çocukların Çinli e-ticaret sitelerine yönelik ilgisi de her yıl düzenli bir şekilde artıyor. Spor giysiler (Nike, Adidas), elektronik cihazlar (Apple, Samsung) ve moda markaları (Gucci, Vans, Supreme, Zara, Bershka) genç tüketiciler arasında en çok aranan siteler arasında yer alıyor.

İnternette ürün aramak ve e-ticaret sitelerini ziyaret etmek her zaman para harcamak anlamına gelmiyor. Çocuklar almak istedikleri şeylere bakıyor veya arkadaşları ve aileleriyle paylaşacakları dilek listeleri hazırlıyor olabilirler. Bu yüzden, çocukların internet üzerinden alışverişe yönelik ilgisinin artması, bu faaliyetlerin yasaklanması gerektiğini göstermiyor. Bunun yerine ebeveynler çocukların internet alışkanlıklarına dikkat etmeli, onlarla olası riskler ve önlemler hakkında konuşmalı ve bazı temel kurallar belirlemeliler.

Kaspersky Lab Web İçerik Analizi Uzmanı Anna Larkina, “İnternet çocuklara birçok fırsat sunuyor. Birçok e-ticaret sitesi çocukları önemli bir hedef kitle olarak görmeye başladı. Para harcasalar da harcamasalar da çocukların ebeveyn yönlendirmesine ihtiyaçları var. Bu sayede uygunsuz içeriklerle karşılaşmaları, para kaybetmeleri veya kişisel bilgilerini gereksiz yere paylaşmaları önlenebilir. Ebeveyn kontrolü yazılımları belirli noktalarda devreye girse de ebeveynlerin çocuklarının internette neler yaptığını mutlaka bilmesi ve onlara güvenli bir internet deneyimi için nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğretmesi gerekiyor. Bu, ebeveynler için çocuklarıyla vakit geçirme fırsatı da olabilir. Birlikte dilek listeleri oluştururken, internetin nasıl çalıştığını da öğretebilirsiniz.” dedi.

Google Stadia’nın çıkış tarihi ve fiyatı belli oldu

Google, Mart ayında tanıtımını yaptığı yeni bilgisayar oyunu platformu Stadia’nın Kasım ayından itibaren 14 ülkede hizmete gireceğini duyurdu.

Oyunseverlere herhangi bir bilgisayar ya da oyun konsolu donanımına ihtiyaç duymadan oyun oynamayı vadeden sistem, Netflix gibi internet üzerinden dizi ve film izleme platformları gibi çalışacak.

Bulut teknolojisiyle çalışacak olan sistem Kasım 2019’dan itibaren Kuzey Amerika ve Avrupa pazarlarında satışa çıkacak.

Kasım 2019’da Stadia’nın hizmete gireceği ülkeler

Belçika
İtalya

Finlandiya
Hollanda

Kanada
Norveç

Danimarka
İspanya

Fransa
İsveç

Almanya
İngiltere

İrlanda
ABD

STADİA NASIL ÇALIŞACAK?

Teknoloji devi Google, Project Stream adıyla indirmeden oyun oynamayı sağlayan bir proje üzerinde çalışıyordu. 2018’de tarayıcısı Chrome üzerinden Project Stream’i test etmeye başlayan şirket, nihayetinde Stadia’yı geliştirdi. Stadia’nın sloganı, “Nerede ve ne zaman istersen oyun oyna”. Yani oyuncular internet sağlayıcılarından, istedikleri cihazı kullanarak oyun keyfini deneyimleyebiliyor.

Yüksek performanslı oyun bilgisayarları ya da oyun konsolları gibi donanımlara para vermelerine de gerek kalmıyor. Çünkü oyunları çalıştıran aslında Google’ın yüksek performanslı sunucuları oluyor.

Stadia’nın oyun kumandası ilk bakışta klasik bir konsol kumandasını andırsa da, bir tuşla oyunu YouTube video platformunda paylaşmayı sağlıyor. Kablosuz bağlantı ile çalışan kumanda, Google Asistan’a da erişim sağlıyor.

Bir kullanıcı, YouTube’dan yayınını izlediği bir oyunun içinde kendisini bulabiliyor. Saniyeler içinde pasif bir izleyici olmaktan çıkıp, oyuna giriyor. Kumandanın bir tuşuyla da oyunu yayınlayabiliyor. Stadia, bulut (cloud) servis gücü ile, dev bir sunucu üzerinden çalışıyor. Yani bilgisayara oyun indirme ya da mağazaya gidip oyun satın almaya gerek kalmıyor.


FİYATI NE KADAR OLACAK?

Kasım ayında Stadia servisine erişmenin tek yolu ‘Başlangıç paketi’ni satın almak. Bu paketin bedeli 129 dolar olarak belirlendi. Paket kapsamında bir Stadia kumandası ve Chromecast Ultra TV adaptörü de var. Ayrıca Stadia Pro platformuna üç aylık abonelik de yine paket dahilinde.

Aylık abonelik alan kullanıcılar, Stadia Pro’daki oyunlara erişim sağlayabilecek. Ancak tüm oyunlar aylık 9,99 dolarlık aboneliğe dahil değil. Yeni çıkan oyunlara erişim için ayrıca ödeme yapılması gerekecek.

2020’den itibaren Stadia kumandaları da ayrıca satışa çıkacak ve fiyatı 75 dolar olacak. Stadia oyunlarını oynamak için aylık abonelik şart değil. Ancak aylık abone olanlar oyunları 4K çözünürlüğünde oynayabilecek. Abonelik almayanlar ise yüksek çözünürlükle (HD) oyunlara erişim sağlayacak.

STADİA’DA HANGİ OYUNLAR OLACAK?

Google, Stadia hizmete girdiğinde platformda en az 30 oyun olacağını söylüyor. Oyun endüstrisinin en büyük yapımcı firmalarından Bethesda, EA, Rockstar Games, Sega, Square Enix, Warner Bros ve Ubisoft Google ile anlaşma sağlamış durumda ve oyunlarını Stadia’ya taşıyacaklar.

Ancak Diablo, World of Warcraft, Overwatch gibi popüler oyunların yapımcısı Activision Blizzard ve Fortnite’ın yapımcısı Epic Games henüz Stadia ile anlaşma sağlamış değil.

Stadia platformunda yer alacak oyunların tam listesi

Oyun adı
Yapımcı

Assassin’s Creed Odyssey
Ubisoft

Baldur’s Gate 3
Larian Studios

Borderlands 3
2K

The Crew 2
Ubisoft

Darksiders Genesis
THQ Nordic

Destiny 2
Bungie

Doom
Bethesda Softworks

Doom Eternal
Bethesda Softworks

Dragon Ball Xenoverse 2
Bandai Namco

The Elder Scrolls Online
Bethesda Softworks

Farming Simulator 19
Giants Software

Final Fantasy 15
Square Enix

Football Manager
Sega

Get Packed
Coatsink

GRID
Codemasters

Gylt
Tequila Works

Just Dance
Ubisoft

Metro Exodus
Deep Silver

Mortal Kombat 11
Warner Bros.

NBA 2K
2K

Power Rangers: Battle for the Grid
nWay Games

Rage 2
Bethesda Softworks

Rise of the Tomb Raider
Square Enix

Samurai Shodown
SNK

Shadow of the Tomb Raider
Square Enix

Tom Clancy’s Ghost Recon Breakpoint
Ubisoft

Tom Clancy’s The Division 2
Ubisoft

Tomb Raider Definitive Edition
Square Enix

Thumper
Drool

Trials Rising
Ubisoft

Wolfenstein: Youngblood
Bethesda Softworks

react native nedir?

React Native Facebook tarafından geliştirilmiş bir Native mobil platformudur. Aynı anda hem android hemde IOS’a hizmet verebilen bir JavaScript kütüphanesidir. Geliştiricilerin işlemleri daha kolay, hızlı ve derli toplu yapmalarını amaç edinmiştir. 

Bu program ya da kütüphane size javascript kullanarak mobil uygulama geliştirmenize yardımcı oluyor. Bunu yaparken sizi HTML ve CSS ile uğraştırmıyor. Browser bağımsız bir yapıya sahip. Kendine has bir kod bloğu var ve sadece bunu web tabanlı render ediyor. Siz mobil bir uygulama geliştirdiğinizde ise kendi yapısını IOS ve android dillerine başarılı şekilde render edebiliyor.

Peki Neden React Native?

Kimileri angularjs tarafını tutarken diğer kısım react native tarafını tutuyor. Ben olsam en hızlı ve plugin desteği en iyi olan hibrit benzeri frameworkü seçerdim. Sizin bir şirket uygulamanız var ve sadece ufak bir haber haynağı içeriyorsa o zaman angularjs cordova kullanmanız daha mantıklı olabilir. Bir chat uygulamanız var ve grup konuşmaları, kişisel konuşmalar, haber kaynağı veya daha nice işlemler içeriyorsa o zaman hangi platformda kullanacaksanız (android, ios, vb..) o platformun kullandığı native dil ile yazılması daha uygundur (android studio, xcode, vb..). Ancak uygulamanız nativede yazacak vaktiniz yok veya sadece bir tane platform biliyorsanız o zaman react native kullanmanız mantıklıdır.

Açıkçası bizi react native’e iten şey hızı oldu. Bir hibrit benzeri framework ancak bu kadar hızlı olabilir. Angularjs 2 ile bir çıkış yaptı ama kullanıcıları çok da memnun edemedi. Angularjs 2’yi alt yapısını kullanan İonic 2 ile bir kaç deneme yaptık ama hız çok yüz güldürücü değildi. Angularjs 1 bizce daha hızlı idi. Sonuçta bir teknolojiyi sıfırdan öğrenecekseniz ondan daha iyi teknolojiler öğrenmek en avantajlı düşüncedir. Madem ben bir teknoloji baştan öğreniyorum ondan daha iyileri varsa onu öğrenmeliyim.

React Native gerçekten ‘Native’ dir.

Aslında kavramsal olarak React Native, hibrit uygulama framework’leri arasında gösterilse de, içinde barındırdığı özelliklerin hibrit kelimesinin çok çok ötesinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Facebook’un teknolojinin ismine Native kelimesi eklemesi ve projenin anasayfasındaki React Native tanıtımında özellikle vurgulaması bu konuda oldukça iddialı olduğunu gösteriyor.

Neler gördüm ?

  1. Babel syntax’i kullanıyor bkz
  2. İstediğiniz bir nodejs modülünü dahil edebiliyorsunuz.
  3. Mobil işlemler için yapılacak çoğu view var (Text, TextInput, ScrollView, vb..)
  4. Olmayan bir view olursa da onu rahatlıkla kendiniz yapabiliyorsunuz
  5. Şu ana kadar gördüğüm, düzgün bir Türkçe ile anlatım yapan kaynak çok az (çoğu kurulumundan bahsediyor)
  6. Animasyonların sayısı çok (örneğin sağdan sola, alttan üste, vb..)
  7. Live olarak aynı ağ üzerinden telefonunuzda test edebiliyorsunuz emülator kurmada sorun yaşarsanız bunu kullanabilirsiniz
  8. Tarayıcıda debug atabiliyorsunuz
  9. İos ve Android den başka platforma derleme yapamıyorsunuz (topluluğun geliştirdikleri ile derleyebilirsiniz)
  10. İonic gibi standart bir design patterni yok
  11. Github’da sayısız tutorial uygulamaları var
  12. React Native Community tarafından çeşitli extra viewlar sunuyor
  13. Element bind işlemi oldukça kolay ve döngüsel elementler zorluk çıkarmıyor.
  14. Sayfanın render fonksiyonu aynı sayfada olduğu için front-end yazanlar ve css yazanlar çakışma yaşabiliyor. (bu sorun değil ama mantıklı bir şekilde çözülebilir)
  15. Navigasyon özelliği LIFO (son giren ilk çıkar) mantığı ile yapılmış bir önceki sayfaya geçmek için en son nesneyi silmeniz yeterli oluyor
  16. Doküman oldukça iyi ve bir nesnenin hangi özelliklere sahip olduğunu ve ne işe yaradığını bulabiliyorsunuz.
1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by