Date Archives

Ağustos 2019

İstanbul’un sürücüsüz metrosuna yerli çözüm

Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSAN’ın güç birliğiyle başlatılan Sürücüsüz Metro Sinyalizasyon Sistemi Geliştirme Projesi son sürat devam ediyor.

Türk mühendislerinin geliştirdiği sürücüsüz metro altyapısı 2021 yılında devreye alınacak. İstanbul raylı sistemlerinin işletmesi ve bakımından sorumlu Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSANgüç birliğiyle geçen yıl başlatılan Sürücüsüz Metro Sinyalizasyon Sistemi Geliştirme Projesi son sürat devam ediyor. 2021’de işletmeye alınacak projede 100’den fazla Ar-Ge mühendisi görev alıyor.

Sözleşme bedeli haricinde kurumların kendi öz kaynaklarıyla da finansal destek sağladığı çalışmalar, modüler mimariyle geliştirildiğinden hızla yeni metro hatlarına uyarlanabilecek.

Proje kapsamında dünyada sadece 5-6 firmanın sahip olduğu Haberleşme Tabanlı Metro Sinyalizasyon Teknolojisi tamamen milli imkanlarla geliştirilecek.

Sinyalizasyon sisteminin, operasyonel ihtiyaçları üst düzeyde karşılayan ileri teknolojik ürün olarak öncelikle yurt içi pazarda yüksek satış potansiyeli sağlaması öngörülüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gelecek yıllar için planladığı bin kilometre uzunluğunda metro hatlarıyla 5 bin metro aracı yatırımlarının ayrılmaz parçası olan sinyalizasyon sistemlerinde böylelikle yurt dışı bağımlılığı ortadan kaldırılmış olacak.

Bu kapsamda, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Halkalı Metrosu, Gebze-Darıca Metrosu, Buca Metrosu, ANKARAY, Ankara Havalimanı Metrosu, Konya Metrosu için tasarım ekipleri karar vericilerle görüşmelere devam ediyor ve gerekli bilgilendirmeler yapılarak milli çözümün faydaları aktarılıyor.

Metro araç ve sinyalizasyon sistemlerinde maliyetler uzun vadede hesaplanıyor. Örneğin, 30 yıllık işletme sonunda ilk alım maliyeti, enerji tüketimi, arıza, bakım ve yedek parça giderleri gibi maliyetlerin toplanmasıyla “yaşam ömrü maliyeti” oluşturuluyor. Bu nedenle metro yatırımı yapılırken, ilk alım maliyetinin yanı sıra, diğer maliyet kalemlerinden enerji tüketimiyle 30 yıllık lojistik destek maliyet kalemlerinin de değerlendirilmesi gerekiyor.

Maliyetler düşürülebilecek

Enerji tüketiminin düşürülmesi, verimli araç çekiş sistemleri, rejeneratif frenleme ve sürücüsüz sinyalizasyon sistemleri ile sağlanırken entegre lojistik desteğin ise ancak milli tasarım ve yerli üretimle çözülmesine ihtiyaç bulunuyor.

Metro araçları artık yeni nesil haberleşme tabanlı sinyalizasyon sistemleriyle sürücüsüz kontrol ediliyor. Böylelikle daha güvenli ve verimli işletme yapılırken maliyetler azaltılıyor.

İstanbul metro hatlarında değişik tiplerde araçlar ve sinyalizasyon sistemleri bulunuyor. Bu farklılıklar işletme esnasında bazı sıkıntılar oluşturuyor. Uyumsuz yedek parçalar, stok maliyetinin, tedarik sürelerinin ve tecrübeli personel sayısının artmasına neden oluyor. Bu sorunun çözümünde İstanbul metrolarında standartlaştırmaya gidilmesi büyük önem taşıyor.

Hem araç tiplerinde hem de sinyalizasyon sistemlerinde ortak gereksinimlere göre şartnameler hazırlanır ve milli sinyalizasyon sistemi çözümü oluşturulursa standartlaşma sağlanarak “yaşam ömür maliyeti” düşürülebilecek.

3 yıl önce yola çıkıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketi Metro İstanbul AŞ ile ASELSAN arasında milli sinyalizasyon geliştirilmesi çalışmaları 3 yıl öncesine uzanıyor.

Yürütülen çalışmalar neticesinde, geçen yıl protokol imzalandı ve ardından M1 hattının modernizasyonu kapsamında Milli Sürücüsüz Sinyalizasyon Geliştirilmesi Sözleşmesi bu yılın başında imzalandı.

Sözleşme kapsamında Türkiye’nin önde gelen kurum ve kuruluşlarıyla çalışmalara başlandı. Metro İstanbul AŞ, TÜBİTAK BİLGEM ve ASELSAN güç birliği yaparak Türkiye’de ilk defa sürücüsüz metro sinyalizasyon sistemini geliştirme ve sertifikasyonunu alma hedefiyle yola çıktı.

Gereksinimler tamam, tasarım süreci sürüyor

Haberleşme Tabanlı Metro Sinyalizasyon Projesi kapsamında Araç Üstü Tren Kontrol ve Koruma Sistemi, Trafik Kontrol Merkezi ve Hat Boyu Tren Kontrol Sistemi gibi üç temel teknoloji geliştiriliyor.

ASELSAN proje teknik yöneticisi olarak sistem mühendisliği faaliyetlerini yürütüyor. Şirket, bu kapsamda Araç Üstü Tren Kontrol ve Koruma Sistemi üzerinde çalışıyor. Metro İstanbul AŞ, Trafik Kontrol Merkezinin geliştirilmesinden sorumlu olan şirket olarak yer alıyor. Hat Boyu Tren Kontrol Sistemi’nin geliştirilmesinde TÜBİTAK BİLGEM ile çalışmalar yapılıyor.

Ortak geliştirilen proje üç aşamada yürütülüyor. Birinci aşamada, geliştirilen yazılımların simülasyon ortamında test edilmesi hedefleniyor. İkinci aşamada, SIL-4 güvenlik seviyesinde geliştirilecek donanımlar üzerinde yazılımların test edilmesi planlanıyor. Üçüncü aşamada ise geliştirilen sistemlerin gerçek donanım ve yazılımlarla 2 metro tren seti üzerinde doğrulanması yapılarak projenin tamamlanması hedefleniyor.

Çalışmalar kapsamında sistem gereksinim özellikleri bitirilirken, sistem tasarım süreci devam ediyor.

UZAK ÜLKE

Yazmak, yılmadan, durup dinlenmeden uzun bir maratona çıkmaktır. Aynı zamanda yazmak acıyla sevinci, umutla umutsuzluğu bileyerek, arıtan nehirler gibi yüreğinize muştuları yükleyerek, yüklerinden kurtulmak, arınmaktır bir bakıma…

Sonra yazmak sorumluluk bilinci ile yaşadığı dönemden uzak zamanlara ve diyarlara, kendisinden sonra gelen kuşaklara yüreğinden anlamlı, derin mektuplar göndermektir. “Uzak Ülke, aslında uzak gibi görünen ama bir o kadar da bize yakın olan coğrafyalarla ilgili seyahatlerimiz, yakın takiplerimiz ve yoğun okumalarımızla eşzamanlı olarak ortaya çıkan metinlerden oluşuyor” diyor girizgâh yazısında Süleyman Ceran. Sonra da yazıya yüklediği anlamı; “Yazmak, hem dünyaya hem de zamana tanıklık etmektir. Şahit olduklarımızı yazmaya, yazdıklarımızın da şahidi olmaya çalışıyoruz hepsi bu” diye ifade ediyor.

Şahit olduklarımızı yazmaya, yazdıklarımızın da şahidi olmaya çalışıyoruz” diyor ya yazar, işteUzak Ülke tam da bu minval üzere yazılmış yürek yakan gerçekten derin derin nefes alarak, ibretle ve gözyaşı ile okuyabileceğiniz bir kitap. Yürek yakıcı diyorum, yazar yaşadığı coğrafyaya duyarlı, inanan sorumluluk bilinci ile sarıldığı kalemiyle yaklaşık son yirmi otuz yılda yaşananları gazeteciliğin ve aktivistliğin araştırmacılığına usta ve estetize edilmiş edebi bir dili yoldaş eyleyerek sizi bir bakıma yaşanılanlarla yüzleşmeye davet ediyor.

Uzak Ülke’yi okurken, hemen yanıbaşımızda kopan nice kıyamete tanıklığı, yüreklice, erdemlice, soylu bir duruşla ve bakış açısıyla, bu coğrafyalarda yaşanan insanlık kıyımının nasıl acımasızca adeta büyük katliamlar halinde işlendiğinin anlatıldığı metinleri okurken zaman zaman yüreğinizi soğutmanız gerekecek.

“Ağustos ayı idi, buz kestim manzara karşısında. Siyah ve kahverengi renklerin yaygın olduğu bir ortamdı burası. Kesif bir ölüm kokusu sinmişti her yere sanki. Srebrenitsa’da yaşanan soykırımı anlatan ölümcül fotoğraf sergisinin orta yerinde öylece kalakalmıştım. Öldürülen Boşnakların isim listesi bitmiyordu, fotoğraflar da.” Yazar çok yakın bir zamanda bir soykırım şeklinde meydana gelen Bosna Savaşını anlatırken okuru da bir tanıklığa çağırıyor adeta. Bu tanıklıkla, savaş boyunca üç buçuk milyon bombanın atıldığı Bosna’nın ölüm yollarına, toplu mezarlarına, bombalanan pazar yerlerine doğru yürüyorsunuz. Yazar, ölüm kokan serginin tam ortasına asılmış İngiliz Filozof Edmund Burke’ye ait sözün yazılı olduğu levhayı yüreğinize çakar gibi başlık yapıyor yazıya: “Kötülüğün zaferi için iyilerin hiçbir şey yapmaması yeterlidir.”

Bosna Savaşı yaşandı ve bitti desek de Müslüman coğrafya da kıyımlar sürüyor, bunu da ısrarla belirten yazar Suriye gerçeğini anlatmaya çalışıyor yazının sonuna doğru. Ceran; “Kötülüğün zaferi için iyilerin hiçbir şey yapmaması yeterlidir. Evet. Tarih, ne yazık ki tekerrür ediyor. Aktif iyiliği ellerinin tersiyle iten Müslümanlar pasif iyiliğinin güvenli sularında, sıra kendilerine gelene kadar bir süre daha serinlesinler bakalım” diyerek manidar ifadelerle yazıyı hitama erdiriyor.  

“Farklı ülkeleri sadece doğal ve kültürel güzellikleriyle değil; acıları ve sevinçleriyle, sıra dışı insan manzaralarıyla, iç burkan hikâyeleriyle, hayatın taşrasına itilmek istenen mazlumlarıyla, iyilik ve kötülüğün farklı figürleriyle tutuşturuyor zihnimizi. Bir umut ve direniş atlasına dönüşüyor kimi zaman. Kimi zaman da bir acılar denizine, çırpınış ve hatırlayışlar ormanına, uzağı yakın eyleyen ve bize bitişen bir sorumluluk külliyesine.

Süleyman Ceran; işaret etmekle, dikkat çekmekle yetinmiyor kitapta. Bulup biriktirdikleriyle, birçok ülkeye tanıklık anıtı dikiyor adeta. Kötülüğün surlarında gedikler açıyor. İyi, erdemli, mazlum ve mağdur olanın koluna giriyor” diye Uzak Ülke hakkında yazar Ali Emre anlamlı ifadeler kullanıyor.

Hayal kurmak bir müminin azığıdır..

Hayal kurmak, bir müminin azığıdır. Umut etmek, dualarıyla ve amelleriyle hayal ettiği vakitlere ulaşmak için didinmek en büyük erdemlerdendir” diye “Muştu” adlı yazıyla kitap devam ediyor. Müminlerin en zor zamanlarında, en çıkmaza girdikleri dönemde Hudeybiye Barışı’nın onların nasıl yardımlarına yetiştiğini belirtirken, “Bir muştu gibi sesleniyorum size” diyerek okurun yüreğine umut aşılıyor yazar. Ve devam ediyor inançla, dimdik, kavi bir seslenişle: “Bir muştu gibi bildiriyorum işte. Camiler yıkılsın, yapılır. Evler çöksün, onarılır. Yollar, köprüler, alt yapı çalışmaları halledilmeyecek şeyler değil. Yeter ki umutlar sönmesin, dualar eksilmesin! Yüz binlerce kayıp geri gelmeyecek belki ama son yüz yılın cerehatiyle hesaplaşma elbette bir bedel isteyecek”

“Uzak Ülke” yazısında, çocukluğun masum dünyasından, keşfedilmemiş hayallerinden bahsederken yazar; “Bu sokak, bu cami, bu koku beni, göz kapaklarımdan da kelebeklerin, kuğuların, ılık ışıltıların koştuğu yıllara götürüyor; çocukluğuma” diye başlayan yazı  coğrafyanın acıları ile yüzleşildiğinde tıpkı çocukluğun masum dünyasından uzaklaşmayla sizi acılar coğrafyasında öylece sarsıcı şahitlikle başbaşa bırakıyor. “Karından boğaza doğru yükselen bir sızı, bir travma belki. İnsanı kekemeleştiren, iliklerine kadar hissettiren, dilini damağına yapıştıran, içini kanatan bir duygu.” diyerek yazar bizleri Uzak Ülke’ye çağırıyor ve “En yakınımızdakileri yitirmekle başlıyor her şey ya da yitip gitmelerine seyirci kalmamızla” diyerek okuru adeta sarsıyor.

Ordularla gelen Batı güçlerinden bahsediyor. İnsan için en büyük kurdun yine insan olduğundan… “Sırtını güneşe çevirirsen, gölgeni görebilirsin ancak” diyen Halil Cibran’nın seslenişine uyarak yüzünü hep güneşe çeviren yazar umutla, duayla sesleniyor neden sonra: “Bizim durulmaya, sükûnete ihtiyacımız var, konuşmaya, gülümsemeye, sarılmaya, irfan ve ihlas sahibi olmaya… Tüm insanlığın ihtiyacı da bu aslında.”

Kitabı okurken yeri geldiğinde yanan yüreğinizi serinletmeniz gerekiyor. Son dönemde meydana gelen savaşlar, haksızlıklar, zulüm acı bir türkü gibi akıyor yazarın kaleminden. Ve bu efkârlı acı türkü içinizde bir yerleri durmaksızın kanatarak derinlere doğru yayılıyor. “Saydnaya’da On Üç Bin Tohum”  başlığıyla, Sivas olaylarına da değiniyor yazar. Bu olaylar sonucu haksız ithamlarla hapis yatan Cafer Tayyar’ı anlatırken, Ebu Selim Cezaevine yolunuz çıkıyor aniden: “Zifiri acıların yaşandığı, dipsiz odalar. Envai işkence hacetleriyle dolu yerler. Güneşin girmediği odalara işkenceci gardiyanlar girmiş uzun, upuzun yıllar boyunca” diyerek zulüm kokan zindanları müşahedeye çağırıyor yazar…

“Derinlerde. Dehlizlerde. Bodrumlarda öldürülüyorlar. Acele ettiklerini gören olmadı. Çığlıklar ve kaçışmalar hep yarım, hep çaresiz kaldı”  diyerek başlıyor yazar “ Suriye’de Ölüm Dehlizleri’ yazısına. Bu kadar üst üste yazılmış yoğun acıların yüklü olduğu yazıların sağaltılması gerekirdi diye düşünmekteyim. Zira okuru rahatlatmak da gerekiyor. Son yazı gibi hayatın içinden, doğal bir akışla gelen insan hikâyelerimiz aralarda olsa idi iyi olurdu diye düşünmekteyim.

Uzak Ülke, dünya ülkelerine dair, coğrafyalara dair kültürel, sosyal, siyasal anlamda nice süzgeçten geçmiş düşüncenin kıyılarına sizi taşırken aynı zamanda okuru yüksek duyarlılıkta bir bilince, dikkatli bir düşünce iklimine de davet ediyor. Mezhepsel ayrılıkların, katı itaatin, şuursuz teslimiyetin adeta kıyımlara yol açtığının altını çizen yazar, “Geri dönüşü olmayan bu yolda yüzlerce yıldan beri oluşturduğunuz katı itaat sistemini yıkın artık” diyerek anlamlı bir sesleniş gönderiyor.

Cahiliye bugünlere taşındı

Hindistan’da Cenin Kuyuları’nı anlatırken yazar, yüreğinizi yakan, çaresizliğin nasıl bağnazlık ve cahiliye ile bu günlere de taşınarak yaşandığının şahitliğini okuyacaksınız. “Kuyulardan yükselen çığlıkları duyuyor musunuz? Derin, karanlık, dipsiz kuyulara atılan ve suçları “erkek olmamak” olan milyonlarca kız çocuğunun çığlığını. Cılız, iniltiye benzer, ninniden bozma. Kefensiz, öylece toprağa atılmış…” seslenişine kulak vermeniz sizi mahrumiyet coğrafyası Hindistan’ın bağnaz dini anlayışına taşıyacak.

İnsan hangi çağda olursa olsun bağnaz ve zalim olabiliyor. Cahiliye dönemi geçeli asırlar olsa da şu an yaşadığımız çağda ne yazık diri diri toprağa gömülen kız ceninlerinden, acımasız zulümden bahsediyor yazar ve sesleniyor: “Ah insan! Terleri alın çizgisi hizasında boncuk boncuk dizilmiş, yumuk yumuk elleri, tarifsiz güzellikleri, bir bilyeyi andıran gözleri, dayanılmaz gülüşleri, bambaşka kokan tenleri ile o milyonlarca yavruyu; toprağı okşamaktan, çağlayı dalından, üzümü salkımından, yaban çileğini saklandığı yerden toplamaktan, çeşmelerden, kana su içmekten, yalnızlıktan, aşktan, sevinçten, acıdan, kardeşlikten yani hayattan nasıl olur da cinsiyetleri yüzünden mahrum bırakırsın?”

“Evine Dönen Diktatörle” Kaddafi’nin trajik bir o kadar da ibretlik sonunu anlatıyor yazar. Adeta tarihe şerh düşerken bir diktatör yöneticinin yaptığı zulümler sonucu nasıl bir sonla muhatap olduğunu, insanların zalimliklerini, acımasızlıklarını anlatmaya çalışıyor. “Kuzey Afrika kıyılarında bolca görülen med-cezirler gibiydi karakteri. Ne zaman coşacağı, kabaracağı yahut çekileceği belli olmayan bir dalga gibiydi Kaddafi” derken son raddade evine dönen liderin kendi doğduğu topraklarda yine kendi vatandaşları tarafından nasıl hunharca katledildiğini anlatıyor Ceran. “Bir çatışma sonrası kaçarken İtalyanların eline düşen Ömer Muhtar’ın gâvurlardan görmediğini, Kaddafi, Müslümanlardan görecekti” diyerek ibretlik sonu anlatmaya çalışıyor yazar.

Yüce Kitabımızda Allah (c.c) buyurur; “De ki: “Yeryüzünü dolaşın ve (sizden) önce yaşamış olan (günahkârların)  sonlarının ne olduğunu görün: onların çoğu Allah’tan başka varlıklara veya güçlere ilahi sıfatlar yakıştırmışlardı.”(Rum – 42)

Yaşadığımız coğrafyanın hemen yakınında ve uzağında tüm coğrafyaları gezip gördüğümüzde tıpkı mezkûr ayetteki gibi ibret nazarıyla gezeriz. Ama aynı coğrafyaları gezerken sadece doğal güzellikleri, denizi, kumu, bitki örtüsü ve turistik bölgelerinin dışında bu bölgelerde yaşanan acılara şahitlik noktasında gezmenin ne denli önemli olduğunu Uzak Ülke’yi okurken anlıyoruz. Ceran okuru adeta şahit olduğu acılar coğrafyasına çekerken cesurca ve mertçe bir yüzleşmeyle de karşı karşıya bırakıyor. İşte o zaman içinde yaşadığınız coğrafyanın ne denli önemli olduğunu ve ne kadar bahtiyar olduğunuzu anlıyorsunuz. Ve tabi ne kadar da sorumlu olduğunuzu, ümmet bilinciyle hami olmanın önemini bir tokat gibi yüzünüze vuruyor yazar adeta sizi sarsarak.

Süleyman Ceran kimi zaman Batı medeniyetinin tam ortasında yer alan Bosna’da meydana gelen katliama vurgu yaparken bunu unutmanın nelere malolacağını hatırlatmaya çalışıyor. Tüm Batı’nın ve Emperyalist güçlerin her an Müslüman coğrafyaları böl, parçala, yut mantığı ile hareket ettiğinin altının çizerken bir türlü bitmeyen Suriye gerçeğine okuru çekerken, yine yakın zamanda yaşanmış Irak Savaşına şahitliğe çağırıyor.

Acılar coğrafyasından notlar

Yaşadığımız çağda bizden sonraki kuşaklara acılar coğrafyasından notlar aktarırken yelpazeyi geniş tutuyor ve adeta bir hafıza inşasına soyunuyor. Suriye’den Bangladeş’e, Nijerya’dan Haiti’ye, Hindistan’dan Libya’ya doğru uzanan coğrafyaların hikayelerinde her okurun yürek telini titreten ibretlik bir hikaye, yürek yakan acı yüklü anılar bir yaralı ezgiler gibi durmaksızın akıyor yazarın kaleminden.

“Anadolu” isimli son yazı sizi içten, duru, yürek ısıtan, bu toprakların mayaladığı güzel insanların temiz bir hikâyesine taşıyor. İşte o zaman muştu yüklü bir ışıma ile yüreğinize inşirahlar yükleniyor, kitabın onca acı yüklü sayfalarından, dramlardan, acımasız kıyımlardan sonra bahar yüklü bir esinti yüreğinize akıyor ansızın. Selahattin konuşma özürlü, zihinsel engellidir ve babasının himayesinde İstanbul’a geldiğinde mahşeri kalabalıkta kaybolur. Kaybolur ama Anadolu’nun has evlatları tarafından Konya gibi bu topraklara nefes olmuş, mümbit coğrafyada misafir edilir, sahip çıkılır. Ve dile gelir Salahattin, oysa dilsizdir ama sevgi, muhabbet, ilgi ona dil olur, akıl olur. Yıllar sonra ailesine kavuşur.

Ve yazar sorar: “Selahattin’e sahip çıkan Anadolu, toprağına sahip çıkmaz mı? diyerek.

Coşkun tarihin evidir Anadolu, Alparslan’nın parlak miğferinin gâvurun gözünü aldığı, Fatih’in pazuları halatları çektikçe şişen yiğitlerinin kandan gelincik tarlalarına dönüştürdüğü, gâye birliği derdiyle ömrünü tüketen Sait Halim Paşa’nın doğduğu olmasa da boy verdiği yerdir Anadolu” diyerek 15 Temmuz direnişini de anar ve kitap hitama erer.

Süleyman Ceran genç bir kalem. Ama her anlamda kendini yetiştirmiş, edebiyatın imkânlarını da kullanarak, gazeteci ve aktivist araştırmaları ve gezileri sonucu seçkin bir anlatı ile son dönemin acılar iklimini okurun önüne cesurca sermiş. Daha nice kitaplar bekliyoruz yazardan, çünkü böyle duyarlı kalemlere, tahkiyenin imkânlarını kullanarak özenli bir dille yazdığı nice şahitlik yazısına gençlerin, kendisinden sonra gelen kuşakların ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle gençlere tavsiye ediyorum kitabı. Yazarın yazarak şahitlik yaptığı, yaşayarak duyumsadığı her bir satırını yüreğinin imbiğinden geçirerek okurla köprüler kurduğu kitap ümmet duyarlılığıyla, coğrafyanın acılı kaderini anlamaya aday dua niyetiyle seçkin okurunu bekliyor.

iyi okumalar….

Huawei’nin yeni işletim sistemi HarmonyOS bütün akıllı cihazları kapsayacak

Çinli teknoloji devi Huawei çıkaracağı yeni işletim sistemini sadece telefon ve laptoplar için değil bütün akıllı cihazlarda kullanmayı hedefliyor.

Mart 2018’de Çin’den ithal edilen güneş panelleri ve alüminyuma uygulanan gümrük vergilerini artırmasıyla başlayan ABD-Çin ticaret savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’un Çinli teknoloji firmalarına sınırlama getirmesi ile teknoloji sahasına da taşındı.

ABD yönetiminin getirdiği kısıtlamaların ardından Silikon Vadisi’nin dev şirketlerinden buna paralel adımlar gelmeye başladı. Google’nin yanı sıra Intel, Broadcom, Qualcomm ve Xilinx gibi ABD’li dev teknoloji şirketleri, Huawei ile olan ilişkilerini askıya aldıklarını ve ürün tedariki sağlamayacaklarını açıklamıştı.

ABD hükümetinin kısıtlamaları 90 gün ertelemesine ve ABD’li teknoloji firmalarının Huawei ile geçici olarak iş yapmasına izin vermesine rağmen, Huawei’nin uzun vadede Android’e olan bağımlılığını azaltmak için kendi işletim sistemini geliştireceği konuşuluyordu.

Çinli teknoloji devi, dün gerçekleştirilen Huawei Geliştirici Konferansı 2019’da tüm cihazlarla ve senaryolarla uyumlu bir kullanıcı deneyimi sunmak için tasarlanan mikro çekirdek tabanlı işletim sistemi olan HarmonyOS’u dünyaya duyurdu.

Şirket, yeni işletim sistemini dünya çapında açık kaynaklı bir platform olarak piyasaya sürecek. Huawei ayrıca, geliştiricilerle iş birliğini desteklemek için açık kaynak temelli bir topluluk da kurmayı hedefliyor. Huawei, yeni işletim sistemini önce Çin’de daha sonra ise dünyaya pazarlamayı planlıyor.

Huawei’nin Tüketici Elektroniği Grubu Üst Yöneticisi (CEO) Richard Yu, konferansta yaptığı konuşmada, kullanıcıların tüm cihazlarda ve senaryolarda bütünsel olarak akıllı deneyim bekledikleri bir döneme girildiğini söyledi. Richard Yu şöyle konuştu:

“Bunu desteklemek için, çapraz platform yetenekleri gelişmiş bir işletim sistemine sahip olmanın önemi son derece açık. Bu ihtiyaca yönelik olarak, farklı cihaz ve platformlarda kullanılabilen, düşük gecikme süresi ve güçlü güvenlik özellikleri özelinde tüketici talebini karşılayabilecek senaryolara yönelik çözümler üretmeliyiz. HarmonyOS ile tam olarak bunu hedefledik. HarmonyOS, Android ve iOS’tan tamamen farklı. HarmonyOS, tüm senaryolarda sorunsuz bir deneyim sunan mikro çekirdek tabanlı bir işletim sistemidir. Güvenilir ve güvenli bir mimariye sahiptir ve cihazlar arasında sorunsuz iş birliğini destekler. HarmonyOS ile uygulamalarınızı bir kez geliştirdikten sonra, daha sonra bunları bir dizi farklı cihaza esnek bir şekilde dağıtmak mümkün.”

Tüm sistemlerde uyumlu olacak

HarmonyOS işletim sisteminin akıllı saatler, akıllı ekranlar, araç içi sistemler ve akıllı hoparlörler gibi akıllı cihazlar için uyumlu bir yapıda olduğunun altını çizen Richard Yu, “Huawei, bu uygulama sayesinde cihazlar arasında entegre ve paylaşılan bir ekosistem kurmayı, güvenilir bir çalışma ortamı oluşturmayı ve her cihazla bütünsel bir akıllı deneyim sunmayı amaçlamaktadır. HarmonyOS’un sektörü yeniden canlandırıp ekosistemi zenginleştireceğine inanıyoruz. Amacımız insanlara gerçekten ilgi çekici ve farklı bir deneyim sunmak. Bu yeni ekosistemi inşa ederken dünyanın dört bir yanındaki geliştiricileri bize katılmaya davet ediyoruz. Birlikte, tüm senaryolarda tüketiciler için akıllı bir deneyim sunacağız.” diye konuştu.

Yeni sistem 4 farklı özelliği beraberinde getiriyor

Huawei’den yapılan açıklamaya göre yeni çıkacak işletim sistemi 4 farklı özelliği beraberinde getirecek. Şirkete göre işletim sistemi, dağıtılmış mimari ve dağıtılmış sanal veri yolu teknolojisi ile tüm senaryolarda kesintisiz ve iş birliğine dayalı bir deneyim sunacak. Yüksek performanslı IPC özelliği Deterministic Latency Engine ve yüksek performanslı Inter Process Communication (IPC) ile düşük performans sorunlarına çözüm olacak.

HarmonyOS, gelişmiş güvenlik ve düşük gecikme özelliğine sahip yeni bir mikro çekirdek tasarımı ile çekirdek işlevlerini basitleştirmek, çekirdek dışındaki kullanıcı modunda mümkün olduğunca çok sayıda sistem hizmeti uygulamak ve karşılıklı güvenlik koruması eklemeyi amaçlıyor. Çok cihazlı IDE ise geliştiricilerin birden fazla cihazda çalışan uygulamaları daha verimli bir şekilde oluşturmalarını planlıyor.

Huawei, HarmonyOS’un gelişimine yönelik yol haritasını da açıkladı. HarmonyOS 1.0, bu yıl başlayacak olan akıllı ekran ürünlerinde ilk kez kullanılacak. Sistem, önümüzdeki üç yıl boyunca giyilebilir ürünler, HUAWEI Vision ve otomobiller de dahil olmak üzere daha geniş bir akıllı cihaz yelpazesinde kullanıma sunulması hedefleniyor.

O güzellik

Uzun süredir üzerinde çalıştığımız oguzellik.com yakın bir tarihte yayın hayatına başlayacak. Sağlık ve güzellik sektöründe hizmet veren kurumların hizmetlerini tek platforma da toplayan o güzellik, pazar yeri modeli dediğimiz modelle müşteri ile kolayca buluşmaktadır.

NEDEN PAZAR YERİ MODELİ

Pazaryeri, firmaların kendi mağazalarını kiraladığı ve ürün ya da hizmetlerini tüketicilere sundukları sanal bir platformudur. Satıcı, ürünleri fotoğrafları ve özellikleriyle ekler, ürün bazında fiyatları belirler ve bu ürünleri müşterilerin beğenisine sunar. Tüketiciler de bilgisayarlarının başından kalkmadan farklı kategorideki ürünleri kıyaslayarak, uygun fiyat avantajları ile satın alır.

GÜVENİLİR HİZMET ALIN

Hizmet almak istediğiniz kurumların kalitesini gerçek müşteri yorum ve puanlarına bakarak kendin için en doğru kararı verebilirsiniz.

TAKSİTLE ÖDEME KOLAYLIĞI

Ödeme alternatiflerim iz ile hizmeti taksit seçenekleriyle kolay bir şekilde ödeyin.

TEK TIKLA RANDEVU

Aldığınız hizmete kendinize en uygun ve kolayca randevu alarak planlayın.

O güzellik ayrıca kurumların alt yapısını yönetmesine yardımcı olmaktadır. Detaylar için ziyaret http://randesis.com/‘ mu edebilirsiniz.

Sektördeki rekabet ortamı ve artan reklam giderleri kurumları müşteriye ulaşmasını zorlaştırmaktadır. O güzellik ile hem reklam maliyetleri azaltacak hemde kurumu bölgesin de daha bilinir hale getirecektir…

Daha detaylı bilgi için lütfen iletişime geçin : info@oguzellik.com



Facebook’tan insan aklını okuyup metne döken yapay zeka

Facebook, dünya genelinde 1.5 milyar kullanıcıyı aşkın büyük bir kitleye hizmet ediyor. Instagram ve WhatsApp uygulamalarının arkasındaki isim olan Facebook, aynı zamanda Ar-Ge yatırımlarına da ağırlık veriyor. Son olarak şirketin insan beynini okuyabilen ve bunu metne dönüştürebilen yapay zeka teknolojisi geliştirdiği ortaya çıktı.

İnsanların aklından geçenleri birbir yazıya dönüştürebilen yapay zeka teknolojisi, geleceği şekillendiren gelişmelerden biri olacak gibi görünüyor. Facebook Reality Labs tarafından finanse edilen yeni teknolojinin çalışma mantığı ise şöyle: Kullanıcılar önce kişinin kafatasına elektrotları yerleştiriyor, ardından insan beynindeki kelimelerin kodu çözülmeye başlıyor.

Bu deneyin sonuçlarını dünyayla paylaşan Facebook, yapay zeka teknolojisiyle insan beyninden geçen kelime veya cümlelerin başarıyla okunabildiğini ve metne dönüştürebildiğini kaydetti. 

Bu teknoloji sayesinde yakın gelecekte konuşma güçlüğü çeken ve felçli hastaların düşüncelerini rahatlıkla yazıya dönüştürebilmesi amaçlanıyor. Ancak şu an emekleme aşamasında olan teknolojinin bu noktaya gelmesi için alması gereken uzun bir yol var.

1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by