Blog

Öyle ya, insan çâre olamazdı…

Bilirsiniz Dünya; fazlaca meşakkatle doldurulmuş, İçinde rahatın çok az olduğu, Nefes almak için bazen oksijenin de kâfî gelmediği, Bir imtihan alanından başkaca bir yer değildi… Gözlerini burada açıvermiş her insan kendisini bu kargaşanın içinde bulacaktı.

Öyle ya , burası cennet de değildi. Her gönlümüzün arzu ettiği oluveremezdi. Her bir doğum bana bu içinden çıkılamaz serüvenin nasıl hızla başladığını, Telaşlı telaşlı koşuşturan insanların nasıl bir akibete koştuklarını, Ben oldum demenin Ben geldim demenin Ben sevdim demenin Ve dahi başında ” ben ” olan her hecenin sonunun nasıl kesildiğini göstermek için yeterdi…

İnsan, hayatı yalnızca anlatmakla yaşadım sanıyor .. Dile dökmenin acıyı iliklerinde hissetmekle eşdeğer olduğunu varsayıyor. Tecrübe edilmeyen her halin izâhı’nın da manasının da nakıs olduğunu unutuyor. ,

Öyle ya , insan çâre olamazdı.

Çâre Allah’tı…

Doktor çâre bulamazdı, Çâre Allah’tı… Çâre dünyada aranmazdı,

Tevekküle Giden Yol

İnsanlar kendilerini yetersiz hissettikleri durumlarda  , başa çıkamadığı zamanlarda veya hayatındaki önemli bir kişinin kaybını yaşadıkları anlarda  sığınabilecekleri bir kuytu köşeye ve o köşede güven duygusunu hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Tecrübe edilen  o zaman diliminde din kavramı en büyük paydaş olur insana…Aslında belirsizlik ve karmaşa halleri  içerisinde başa çıkma duygumuzu harekete geçirebilecek olan yapılanmanın büyük bir parçasını dini inancımız temsil etmektedir. Dini başa çıkma olarak adlandırılan kavramın, insanların zor durumlarında manevi kaynaklarına başvurarak , bu kaynaklardan gerek düşünsel gerek davranışsal olarak faydalanabilmesidir. Ölüm, doğum veya adaletsizlik gibi durumlar karşısında , din başa çıkmayı sağlayabilir  ve aynı zamanda tatmin edici açıklamalar getirebilir. Bunların yanı sıra din; birey için memnun, huzurlu ve tatmin edici bir ömür yaşayabilmesinde etkili olduğu söylenebilir. Tüm bu tanımlar ve yorumlar ardından bireyin kendi  yaşamındaki sağlıklı ruh haline değinecek olursak -ki ruh sağlığını tanımlamak çok güçtür diyebiliriz- en belirgin hali ile : sağlık, bedensel, ruhsal ve toplumsal yönden iyilik hali olarak tanımlanabilir. İnsanların yaşadıkları hayattan memnun olmaları ve insanların mutlu olmaları, ruh sağlıklarının iyi olduğuna dair kanaat getirilebilecek bir yorum olması, genel açıdan değerlendirildiğinde görülebilecek bir resimdir . Ve tabi insanların hayata bakışları ve insanların hayattan beklentileri , hayat memnuniyetlerinin özellikleri olup her birey için farklılık olması söz konusudur. Bireyin hayat memnuniyetine sahip olması ise iyi olma halinin bilişsel boyutunu temsil eder ve olumlu/olumsuz duygulanımlar ile ilişkilendirilebilir.   

Psikoloji alanına yönelik son dönemlerde yapılan araştırmalarda, mevcut terapi ekollerine ek olarak bireysel çalışmalarda, çift/aile veya grup çalışmalarında, danışanların güçlü yönlerine odaklanılan ; danışmanlık çalışmaları, makale ve tez yazımları oldukça artış göstermektedir. Gelişmekte ve araştırılmak da olan başlıklara örnek olarak pozitif psikoloji yaklaşımı ve bunun yanı sıra danışmanlık da kullanılan kısa süreli çözüm odaklı yaklaşım modeli, öyküsel terapi gibi başlıkları örneklendirebiliriz. Konuya ilişkin olarak pozitif psikoloji kavramına değinecek olursak, ‘ruh sağlığı alanında indirgemeci ve problem odaklı yaklaşımın yerine bireyin olumlu ve güçlü yönlerini dikkate alan bir paradigma dönüşüme neden olmuştur’ tanımıyla birçok yabancı kaynak da bu şekilde bir tanım içeriği bulunmaktadır. Aslında pozitif psikoloji de bu yönüyle ve yaklaşımıyla bireyde var olan pozitif özelliklere ve pozitif bakış açılarına odaklanılarak bu kavramların da artmasına neden olmuştur.

Psikolojide umut kavramının incelenmesi pozitif psikoloji alanı içinde ele alınan, bilişsel ve motivasyonel bir kavramdır. Umut bireyin duygusal gerginlik karşısındaki toleransını, belirsizlikle baş edebilme gücünü, toplumsal sınırlardan bağımsız bir şekilde benlik algısı inşa edebilme kapasitesini ifade eder . Umut kavramı aslında bireyin belirli amacının  olması demektir. Ve buna yönelik olarak da umut seviyesi yüksek olan bireylerin motivasyon düzeyleri yüksektir. Pozitif psikoloji yaklaşımın kurucularından olan Synder’e göre umut, bilişsel bir yetenektir . ve umutlu olmanın üç parçası olduğunu öne sürerek amaçlar, yollar ve vasıta olarak tanımlamıştır. Amaçlar, yaşama amaç doğrultusunda yaklaşmak, yollar, yaşam amaçlarına ulaşmak için farklı yollar bulmak ve son olarak vasıta, bu amaçlara ulaşabileceğinize ve değişiklik gerçekleştirebileceğinize olan motivasyonunuzdur diyerek umudu tanımlamış oluyor. Peki ya biz umut kavramını dini açıdan ele alacak olursak …

Müslüman bir bireyin her daim var olan , yaşama inancını , gününü ve  geleceğini pozitif duygular ile taçlandırırken sürekli kullanmış olduğu bilişsel duygusu umut değil midir ?

Bakara Suresi 117. ayet mealinden yola çıkarsak ‘’ O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.’’ Bu ayetten yola çıkarak umudumuzu her daim ayakta tutabilir miyiz? zira hayra yorulması ve elbette hayırlı olanı dilemenin ardından… Esasında umut kavramı büyük ölçüde dine dayalı bir şeydir. İnsanlar tarih boyunca umutlarını daha çok dine dayandırdılar. Umudu aslında diğer birçok dinde bulabiliriz. Hristiyanlık dininin temellerinde umut ,sevgi ve inanç vardır. Fakat İslamiyet dini umut kavramından daha çok umutsuzluk , anti umutsuzluk dinidir. İslam müslümanları umutsuzluktan men eder. Yani umutsuzluğa yer yok … Allah’tan ümit kesilmez ferahlatıcı ve yeri geldiğinde ise doyurucu bir cümledir. Eğer biz gerçekten inanıyorsak umutsuz olmak gibi bir nedene sahip olamayız …

Umudun var olmasına karşıt umudun olmaması, bireyin seçme özgürlüğünün bulunmaması ve seçeneklerinin sınırlı olduğunu gördüğü ve temelde de harekete geçebilecek bir enerjiye sahip olamamasının sebebidir.

Günlük dilimizde birçok kez kullanıyor olduğumuz umut  ediyorum veya temenni ediyorum kavramları vardır. Temenni ile umut kavramları birbirinden ayrı iki kavramdır. Umudun tanımında bahsetmiş olduğumuz çaba kelimesi temennide yoktur. Temenni bir şeyin olmasını arzu etmektir , dilemektir. Kişinin bizzat müdahalesinin emeğinin çabasının olmadığı bir umudu olamaz …Şimdi bu duruma ek olarak Allah’tan ümit kesilmez diyerek hiçbir emek ve çaba göstermeden yan gelip yatıyor olmamız bizim bir şeyler hakkında umudumuzun olduğunu göstermez . Aksine bu durum bireyi tembelliğe sevk eder ve hayatla meşgalesini zayıflatır. Önce tedbir sonra tevekkül sözü aslında özetleyici bir cümle olabilir.

Umudu olan bir Müslümanın çabası , gayreti ve motivasyonu ile Allah ‘ a tevekkül etmesi bütünsel bir yapı içerisinde olmasını sağlar . bu yüzdendir ki dini başa çıkma , bireyin hem motivasyonu hem hayat enerjisini hem de yaşam memnuniyetini sağlar…

Umut tek başına sadece çaba ve gayret iken tevekkül ile harmanlanınca insana huzur verir. Sabretmeyi , beklemeyi , metaneti öğretir. Ve umudunuz gerçekleşmese bile Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz, hâlbuki hakkınızda o bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara,  2/216) ayetine binaen kalplerimiz huzurlu olacaktır.

ve tüm bu cümleler ardından

Umutlarını birer çaba, amaç ve gayret olarak bilmeni ve tevekkül edebilmeni

Temenni ederim Sevgili Okur !

Edanur Okumuş / Dua ve Niyaz Dergisi Nisan sayısı

ALLAH’A GÜVENEN YOLDA KALMAZ!

MAĞRİB’DE BİR şehrin ilim ve faziletçe en meşhur âlimlerinden biri, her gün olduğu gibi, o gün de öğrencilerine ders vermekle meşguldü. Ancak, âlimle acilen görüşmek isteyen bir kişi yüzünden, derse birkaç dakika ara vermek zorunda kaldı.
Gelen kişi, şehrin en zenginlerinden biri değilse bile, hatırı sayılır tüccarları arasındaydı. Adam, âlime:
“Size bir maruzatım var” dedi. “Ben hacca gitmek istiyorum. Bunun için, sene boyu kenarda üçyüz altın biriktirdim. Acaba bu para rahatlıkla gidip gelmem için yeterli olur mu?”
Âlimin cevabı şuydu:
“Bu para rahatlıkla gidip gelmen için yeterli olmayabilir.”
Bunun üzerine, adam:
“Peki öyleyse,” dedi. “Biraz daha biriktirir, seneye giderim.”
Adamın medreseden ayrılmasının üstünden fazla bir zaman geçmeden, bu kez, ayağında çarık, elinde küçük bir bohça ile sade halli bir derviş âlimin ziyaretine geldi.
Fazla durmayacağım” dedi derviş. “Allah nasip ederse, hac için yola düştüm. Diyeceğin, istediğin birşey var mı?”
Âlim:
“Yolun açık olsun. Oralara bizden de selâm götür; dua et bizim için” dedi, sonra da kucaklaşıp vedalaştılar.
Öğrenciler, yarım saat içinde gördükleri bu iki manzara karşısında şaşkına dönmüşlerdi. İçlerinden birisi:
“Hocam” dedi, “Tüccar geldiğinde, ‘Hac için üçyüz altın yetmeyebilir’ dediniz. Bu adamın ise belki bir altını bile yok. Ama ona yolun açık olsun dediniz.”
Âlim şu cevabı verdi:
“Çünkü tüccar, parasına güveniyordu. Üçyüz altının başına ne geleceğini, yetip yetmeyeceğini ben garanti edemem. Ama derviş, ‘Allah nasip ederse’ diyerek yola koyulmuş. İnanıyorum ki, güvendiği Allah onu yolda bırakmayacaktır.

Her zaman işinize yarayacak 10 Web Sitesi

İşte pek çoğundan daha önce haberdar olmadığınızı düşündüğümüz 10 ilginç ve yararlı web sitesi:


1. Super Cook

Elinizdeki malzemeleri kullanarak hangi yemeklerini hazırlayabileceğinizi öğrenebileceğiniz web sitesi.

http://www.supercook.com/#/recipes

2. Privnote

Bu siteyi kullanarak yazacağınız notlar, okunduktan sonra kendini imha ediyor.

https://privnote.com/

3. Gifyoutube

Bu siteyi kullanarak Youtube videolarını kolaylıkla giflere dönüştürebilirsiniz.https://gifs.com/

https://gifs.com/


4. Duolingo

Bedava dil öğrenmenin en hızlı ve kolay yolu.

https://www.duolingo.com/

5. Print What You Like

Bir web sayfasının yalnızca stediğiniz kısmının çıktısını almanızı sağlayan web sitesi. 

http://www.printwhatyoulike.com/


6.Couchsurfing

Gittiğiniz yerlerde bedava konaklamanızı sağlayan uluslararası misafirperverlik servisi.

https://www.couchsurfing.com/

7. We Transfer

Büyük dosyaları kolaylıkla paylaşabileceğiniz web sitesi.

https://www.wetransfer.com/


 8.Mail Drop

Tek kullanımlık e-mail adresi alabileceğiniz web sitesi.

http://maildrop.cc/

9. Have I Been Pwned?

Daha önce e-mail hesabınıza bir hack saldırısı yapılıp yapılmadığını öğrenin.

https://haveibeenpwned.com/

10. Virus Total

Bir dosyayı indirmeden önce virüs taşıyıp taşımadığını öğrenin.

http://virustotal.com/



Kelebek ve Dağ

Kitap Önerileri-4

“Âlimin ışığıyla yolunu bulanlar, körü de aynı yola götürürler,” diyor Şeyh Sadi-i Şirazi. Ama asıl olan olan ilimle amel etmektir.

Sevgili Peygamberimizin sohbetine katılan sahabiler, sohbetten gerçek hayatı bulmuşlardır. Onları aydınlatan Kur’an ve Sevgili Peygamberimizin hadislerinin ışığı bu defa “bal-şeker” bir ağızdan tekrardan yol buluyor. Gençlik yıllarından beri yediden yetmişe herkesin ilgiyle dinlediği Mahmut Toptaş, çay eşliğinde bir sohbete davet ediyor herkesi.

Kelebek ve Dağ, küçük ama hayatımıza tesir edip salim bir yola evrileceğimiz şeyler anlatıyor bize. Kelebek kanadı gibi nazenin konular ruhlarımızı harekete geçirmeye, bizi yeniden insan olmaya buyur ediyor!

“İnce düşünüşün eseri olan bu kitapta duymadığınız incelikleri bulacaksınız…”

“Mahmut Toptaş Hoca, hayatın içinde odak noktamız kıldığımız değerler dünyasından insani olana bir çizgi çekmemizi sağlıyor.”

Dijital çağın yükselen mesleği: Influencer olmak

Influencer kavramını şu sıra sıkça duymaya başladık. Hızla yaygınlaşan ve seslerini Türkiye dahil dünyaya duyurmayı başaran bu akımın temsilcileri, ardından gelenlerin de meraklı bakışlarına hedef oluyor. Bu kapsamda Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten’in birlikte kaleme aldığı ‘Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur” isimli kitap, bu kavramı anlamak için bir rehber niteliği taşıyor.

Son yılların popüler konu başlıklarından influencer pazarlama, pazar payını arttırmaya devam ediyor.  Araştırma sonuçlarına göre 2018 yılında Türkiye’de influencer pazarlamaya 30 Milyonu aşkın bir harcama yapılmış ve bu rakamın 2019’da çok daha yukarıda olması bekleniyor. Pek çok yönü ile geleneksel reklam modellerinden ayrışan ve markaların pazarlama planlarında artık olmazsa olmaz hale gelen Influencer pazarlaması doğru ekipler tarafından yönetilmediğinde başarıya ulaşamıyor. Sektörün en deneyimli ve yüksek hacimli Influencer pazarlama ajansı Boomads’in kurucu ekibinde yer alan aynı zamanda platformun yöneticiliğini üstlenen Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten geçtiğimiz haftalarda Influencer pazarlamayı anlatan ilk Türkçe kaynak olan “Dijital Çağın Mesleği & Nasıl Influencer Olunur?”u Hürriyet Kitap etiketi ile yayınladı.

Kitapta başarılı influencer hikayeleri dışında markaların Influencer pazarlaması yaparken dikkat etmesi gereken noktaların altını çizilmiş ve rehber niteliğinde bir kitap oluşturulmuş.  2011’den bu yana önce bloggerlar akabinde de Influencer’lar ile markaları buluşturan Hilal Meriç Bor ve Ahmet Erten, başarılı bir influencer pazarlama kampanyası oluşturmanın adımlarını anlattı:


Doğru Ajans Seçimi:
   Influencer pazarlamanın pazar payını arttırmaya devam etmesi, pek çok ajansın bu alanda da faaliyet gösterme isteğini de beraberinde getirdi. Elinde bir influencer listesi olanın ajans açarak bu alanda uzmanlık iddia ettiği günümüzde, markaların çalışacağı ajansın kampanya tecrübesine ve referanslarına dikkat etmesi çok önemli. Boomads olarak bu yüzlerce kampanya deneyime sahip en tecrübeli ekibine sahip olduğumuz için, süreç yönetimi konusunda iddialıyız.

Doğru ‘Brief’ Oluşturmak :  Influencer’a ya da influencer ajansına içerik üretim ve proje geliştirme sürecinde olabildiğince detaylı ve doğru brief iletmek çok önemli bir diğer konu. İçerik beklentinizi tam olarak iletirseniz, içerik üreticisi konumunda olan influencer’lar da o kadar beklentinize uygun bir içerik oluşturacaktır.

Doğru Influencer Seçimi:  Doğru influencer seçimi, yüksek takipçili influencer demek değil. Markaların en büyük yanılgısı bu. Influencer’in hedef kitlesi, tarzı ve markanızın gerçekten örtüştüğünü düşünmeniz gerekiyor. Milyonlarca takipçisi olan kişi yerine mikro bir isimle çalışmak size çok daha fazla fayda sağlayabilir.

Influencer İçeriklerine Sınırlı Müdahale: Influencer’lar ile deneyim & tecrübe paylaştıkları ve bu tecrübeleri kitleler tarafından dikkate alındığı için çalıştığımızı unutmamak gerekiyor. Influencer’ın özgün içeriğine ne kadar az müdahale edersek, onun tarzından da o kadar uzaklaşmamış olacağımız için başarılı oluruz.

Influencer Söylemlerinin Farklılaştırılması : Kampanya döneminde çalıştığımız tüm isimlerden birbirinin tekrarı cümleler ve içerikler oluşturmalarını istemek yerine her ismin tarzına uygun kurgularla ilerlemek, tüketiciye daha sıcak/samimi gelecektir.

Platformların Dinamiklerine Uygun İçerik Üretimi:  Instagram, Youtube, Twitter veya Facebook. Her sosyal medya platformunun kendine özel dinamikleri var. Twitter’da kanaat önderi olmuş bir ismin oluşturacağı içerik ile instagram gibi görsel malzemenin ön planda olduğu bir platformda oluşturulacak içerik dinamikleri aynı olmayacaktır.

Kitapta, influencer marketing stratejisi oluşturmanın adımları, bu alanda yapılan hatalar ve influencer pazarlama kampanya çeşitleri detaylı şekilde incelenmiş ve Hilal Meriç Bor & Ahmet Erten ikilisinin yıllara dayanan deneyimleri ile harmanlanmış.

‘İnsan Olmak’ peki ama nasıl?

Engin Geçtan’ın, samimi ve akıcı bir üslupla kaleme aldığı “İnsan Olmak” kitabı, kişinin kendisi ile yüzleşmesini ve “olmasını” sorgulayan ve bu konuda ipuçları veren kıymetli bir eser.

İnsan, varoluşuyla aykırılığı temsil etmektedir

Kapağında René Magritt’in Cam Anahtar adlı yapıtı üzerine yapılmış bir kolajın olduğu kitap insanın kendini anlamlandırması noktasında bir ders niteliğinde. René Magritt’in sürrealist çalışmalarının birçoğunda varoluşa yönelik bir algı olduğu fikrine sahip biri olarak kitaba yönelik ilgim kapağının sayesinde oldu. Kapağında bir dağın yamacında koca bir taş kütlesi ve üzerinde bir insan figürü var. Taş sanki ufak bir hareketle yerinden oynayacak gibi ama hangi yönde hareket edeceği oldukça belirsiz.İnsan da “olabilmek” gayesinde bir dağın yamacında ne yöne devrileceği belli olmadan duran bir taş kütlesi gibidir. Evet, bence insan, bu tabloda oradaki taştır. Aslında belki de kapaktaki kolajda var olan insan figürüne gerek yoktur. Taş, insanı simgelemektedir. İnsan yani taş, dağın yamacında dağdan bir parça gibi dursa da dünyada yani yamaçta, var oluşuyla aykırılığı temsil etmektedir. Aslında kitap da tüm bu tablonun yorumlaması üzerine dayandırılabilir. “İnsan Olmak”; kusursuz, robotik bir yaratık ütopyası değil, tam aksine belirsizliklerin içinde, düşe kalka bunu becerebilmektir.

Boş vaatler yok!

On üç bölümden oluşan kitapta insana dair birçok sorun ele alınmakta ancak “sen sorunlusun ve ben sana gül bahçesi vadediyorum” denmiyor. Bahsi geçen sorunlar herkeste görülebilir nitelikte olan şeylerdir. Sorunların nedenlerine değinen kitapta kişi kendinde var olan sorunların nelerden kaynaklanabileceğini buluyor. Yani boş vaatler yok. Klasik kişisel gelişim kitaplarından çok farklı bir tarzda sorunlar ve bunların nedenleri ele alınmış. Kişinin kendini tartması ve bir yere varması kitapta verilen bilgilerle mümkün görünüyor. Kitap; bir tanı, teşhis yapmaktan ziyade insanın düşünce yapısına esneklik ve olgunluk katıyor.

Değişimin öncüsü bireyin kendisidir

Bireyden başlayarak düşmanlık, değersizlik duygusu, kaygı, yalnızlık gibi konuların ele alındığı kitapta her bölüm, insana dair sorunların nelerden kaynaklanabileceğine ve sorunların kaynaklarının bilinmesiyle bunların üzerine gidilmesi sonucu “iyileşme” emaresini içeriyor. “İnsanın kendi içindeki kargaşa toplumsal kargaşadan daha ürkütücüdür” diyen yazar, her şeyin toplumun en küçük yapı taşı olan bireyle başladığını ve bireyin kendini düzeltmesiyle her şeyin düzeltilebileceğine değiniyor.Kitapta, büyük değişim için önce bireyin kendisini değiştirmesi gerekir, mesajı öne çıkıyor.

İnsan nasıl isterse öyle “olur”

“Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler. Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar. Bu, insanın kendi sorumluluğunu, bir başka deyişle, hayatına anlam katma sorumluluğunu içerir. Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür. Özgür insan daha az korkar, onun için sevebilir!” diyen yazar, insanın seçimleriyle hayatına yön verdiğini ve seçimleri doğrultusunda yaşadığını belirtir. Ona göre; hayat, bir seçimdir. İnsan, farkında olarak veya olmayarak da olsa birtakım seçimler yapar. Netice itibariyle; insan, nasıl isterse öyle “olur”. Tabii seçimlerinin sonuçlarını da kabullenmesi koşuluyla!

Güçlü Şifre Nasıl Oluşturulur?

Tahmin edilmesi ve deneme yanılma metodu ile ele geçirilmesi oldukça zor olan şifrelere güçlü şifre denir.

Hayatımızın her alanında kişisel bilgilerimizi emanet ettiğimiz şifrelerimiz tahmin edilmesi ne kadar zor olursa bilgilerimiz o kadar güvende sayılır. Eğer seçmiş olduğumuz şifreler tahmin edilebilir ya da kırılması kolay olursa kredi kartı bilgilerimiz, sosyal medya hesaplarımız, e-posta ve e-devlet bilgileri gibi hayati önem taşıyan veriler korsanların, hackerların eline geçebilir.

Basit olarak adlandırılan parolalar genellikle ardışık rakam ve harflerden oluşmaktadır. 123456 ABCDEFQWERTY bunlara örnek olarak gösterilebilecek şifrelerdir. Tahmin ve kırılması kolay olan bir diğer şifreler ise doğum tarihi, çocuğunuzun adı gibi şifrelerdir. 14531980ahmet gibi şifreler kırılması kolay olan şifreler kategorisinde yer alabilir.
Güçlü bir şifre oluşturmak için sitemizde yer alan şifre oluşturma aracını kullanabilirsiniz.

Güçlü Şifre Nasıl Olmalıdır?

Oluşturulan bir şifrenin kırılmasının güç olabilmesi için küçük ve BÜYÜK harflerler ile rakamlardan oluşması gerekir. Eğer mümkünse özel karakter içere bilmelidir. Aynı zamanda kullanmış olduğunuz şifreleri belirli aralıklarla değiştirmeniz gerekmektedir. Farklı kurumlarda farklı şifreler kullanmakta size ekstradan güvenlik sağlayacaktır. Şifreleriniz ne kadar uzun ve karmaşık olursa o kadar güvende sayılabilirsiniz.

Kırılması zor olan şifrelere birer örnek;

8$Jhk3u91jn*
hRZ+X!8Dtd8#

kaynak: Bilişim Teknolojileri ve Siber Güvenlik Derneği

Kelebekler kadar özgür bir zihnin son kanat çırpınışları

Çok sevdiği eşi ve birbirinden sevimli çocuklarıyla mutlu bir evliliğin sahibiyken, çalıştığı işte kariyer basamaklarını birer birer tırmanıp zirveye ulaşmışken, konforlu bir evle, son model lüks bir arabayla sahip olduğu imkânlardan istifade edip dururken ve her şeyden önemlisi sağlığı da yerindeyken ne kadar da imrenilesi bir hayatın sahibiydi Bauby. 

Hayat, biteviye tekdüze gitmezdi. Her gecenin ardından bir gündüzün gelmesi gibi her gündüzün ardından da bir gece mutlaka gelirdi. Bir anda her şey tepetaklak olur; insan, varlığını da varlığı da bir başka gözle görmeye, bir başka dille okumaya, bir başka duyuşla hissetmeye başlayıverirdi, tıpkı Bauby’nin hayat serüveninde olduğu gibi.

Dünyanın en çok satan dergilerinden biri olan Elle’in, Fransa baskısının başarılı ve karizmatik editörü Jean Dominuque Bauby, ansızın geçirdiği bir beyin kanaması sonucunda, rastlanma olasılığı açısından -kendi ifadesiyle- lotoda büyük ikramiyeyi kazanma şansıyla eşdeğer ihtimalde olan bir hastalığa yakalanır ve sol gözü dışında bedeninin hiçbir tarafını hareket ettiremez. Yaşadığı felaketin ardından ona kalan sadece kullanabildiği bir beyin, gören bir göz ve işitme duyusudur.

İnsanların hayatlarının korkunç bir trajediye dönüşmesi de emsalsiz bir değer kazanması da o insanın yaşadığı olaylar karşısındaki duruşuyla ilgili bir sonuç olsa gerek. Yaratıcı gücün koymuş olduğu kanunlar bilaistisna herkes için işliyor. Ama aynı kategoride değerlendirilebilecek imtihanlar silsilesi bile herkeste aynı tavır ve davranışın zuhuruna imkân vermiyor. Ben bu imkânsızlığı asla “adalet” kavramının varlığı/ yokluğu ile ilişkilendirmek değil, yoruma mahal bırakmayacak bir şekilde “irade”nin kullanımına bağlı tercihlerle ilintili görmek isterim.

Her şeyin tıkırında gittiği bir sırada yüz seksen derecelik bir açıyla dönüş yapan hangi hayat, sahiplerinde artan bir mukavemet, ayakta tutan bir istinat, istikrarlı bir azim bulabilir; bedbinlik, ümitsizlik, tükenmişlik hislerinin aksine. Tabii ki asil ruhlarda, tabii ki sıra dışı insanlarda, tabii ki var olmanın kıymetinin bilincinde olanlarda, tabii ki emrine müsahhar kılınmış bütün eşyanın üzerinde hakkı olduğuna inananlarda, tabii ki alınan tek bir nefeslik ânın bile ne büyük bir ikram olduğunun farkında olup zayi edilmesi vicdanını yaralayanlarda…   

 Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Bu nokta-i nazardan bakıldığında Bauby, artık hayatında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bildiği hâlde, tüm olumsuzluklara rağmen yıkılmayıp ayakta kalarak, hayata tutunmaya devam etmenin yollarını bularak zor olanı başaranlar kervanına katılmayı fazlasıyla hak ediyor. Her ne kadar kıpırdayamayan bir vücuda hapsolmuşsa da kelebekler kadar özgür olan zihnini son anına ve son raddesine kadar kullanmasıyla hayatta olmanın emarelerini en çok o gösteriyor. 

Hayatını yazı yazarak geçirmiş bir insan olarak Bauby, yüz yüze geldiği ve baş etmek zorunda kaldığı Locked-In Syndrome karşısındaki ilk şaşkınlığını attıktan sonra mutat üzere içinde çağıldayıp duran kelimeleri cümlelere, cümleleri anlamlı metinlere dönüştürmek arzusuyla dolup taşmaya başlayınca duruma muttali olan doktoru gereken tedbiri alır ve kendisine bu konuda yardım edebilecek olan Claude Mendibil’i ayarlar. İşte bu andan itibaren Bauby’nin hayatı, sıradan veya trajik olmaktan çıkıp kendisi ölüp gitse de ardından güzellikleriyle anılmasına ve zor durumda olan insanların kendinden ilham ve güç almasına imkân verecek bir şekilde istisnaiyet kazanır.

Claude Mendibil öncelikle harflerin Fransızcadaki kullanım sıklığına göre yeni bir sıra oluşturur. Bauby’nin zihnindeki harfe ulaşana kadar harfleri tek tek sayar ve Bauby’nin göz kırpmasına göre doğru harfe ulaştığını anlamış olur. Sıradaki harfi bulmak için ise aynı işlem tekrar tekrar başa alınacaktır. Bu şekilde önce kelimeler, ardından da aşağı yukarı mantıklı cümle parçacıkları ortaya çıkmaya başlar. Bauby bu yöntemle tam 200 bin kez gözlerini kırpmak zorunda kalacak ve ortaya ebat açısından kısa ama açtığı kapının önümüze sereceği yol açısından upuzun 150 sayfalık bir kitap çıkacaktır.

Bauby’nin Kelebek ve Dalgıç adını verdiği kitabında; kelebek, yazarın esaret kabul etmeyen zihnine, dalgıç ise dalgıçların giydiği kıyafetin sımsıkı olması hasebiyle hareket yetisini kaybetmiş biri olarak vücudunda hapsolmuşluğuna tekabül etmektedir.

Kıymetini bilmeden hoyratça tükettiğimiz birçok nimetin elimizden uçup gitmeden değerini fark ederek ve hakkını teslim ederek yaşamamız gerektiği noktasında oluşturduğu şuur açısından olduğu kadar hayatının belli bir evresinden sonra bir yatağa mahkûm olarak yaşamak zorunda kalan bir insanın psikolojisini anlamak açısından da Kelebek ve Dalgıç’tan haberdar olmak önemli diye düşünüyorum.

Tıpkı bir denizcinin demir aldığı bir kıyıdan uzaklaşması gibi geçmişimizden sürekli uzaklaşmak, eski hayatımız alev alev içimizde yansa da yavaş yavaş bütün anılarımızın küllere dönüştüğünü seyretmek acaba bizde nasıl bir his hâline karşılık gelirdi?

Her mahrumiyet telafisiyle gelir

Sokaklar, her mevsimin kendine mahsus ziynetleriyle süslenerek sürekli elbise değiştirip dururken bizim her zaman tek mevsim ve tek dekor hâlindeki bir odada sürekli aynı manzarayı temaşaya tutsak olmamız bizde hangi estetiğe denk düşerdi?

Simsiyah bir sinek burnumuza konduğunda uçsun diye kafamızı kıpırdatmaya çalışmalarımız hiçbir netice vermezken ve verdiğimiz mücadele olimpiyat oyunlarındaki güreş müsabakalarından daha zorlu bir mücadeleye dönüşürken insana hükmetmeye ve tabiatı dize getirmeye yeltenen gücümüz ne/ neyi ifade ederdi?

Takvimlerde zaman deli gibi akıp giderken kendi cenahımızda neredeyse bir milim bile kıpırdamaması zaman algımızın ayarlarında nasıl bir değişimi beraberinde getirirdi?

İnsanların hayatlarındaki her mahrumiyetin, onun yokluğunu hissettirmeyecek veya oluşan boşluğu dolduracak şekilde bir başka açıdan telafi edildiğine kani olanlardanım. “Acaba önceden sağır ve kör müydüm, yoksa insan, karşısındakinin gerçek yüzünü görmek için felaketin keskin ışığına mı ihtiyaç duyuyor?” diyen Bauby’de de aynı hakikatin zuhur etmesi söz konusu. Onun iletişim için tek araç hâline gelen gözleri, kulağımızın duymadığı ama idrakimizin vasıtasız anladığı sözleri söyleyen hareketsiz ve sessiz küçük bir ağız mesabesine dönüşüyor. O gözler, sesi çıkmayan ve sahibinin içinde boğulan manaları dışarıya nakletmek için her gün biraz daha artan bir ifade kabiliyetine vasıl oluyor.

Bauby’nin “Sağlam gözümle soru soran bakışlar atmama rağmen belli ki günlerini başkalarının gözbebeklerini muayene ederek geçiren bu adam bakışlardaki anlamları görmeyi bilmiyordu.” tespiti, içinde olunan nimetin idrakinde olamamayı ifade eden “Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler” dizesini hatırlatıyor. İnsan bu noktada bir durup düşünüyor ve kendi kameti için boyunun ölçüsünü alma, ağırlığı için kendini tartma ihtiyacı hissediyor.

Kitabı yayımlandıktan birkaç gün sonra vefat eden Bauby “Peki ya siz genç insanlar, benim sonsuz yalnızlığıma yaptığınız bu yolculuktan sizin aklınızda ne kalacak?” diye bir soru yöneltir okuyucularına. Mülaki olunduğunda herkeste farklı bir yansımasının olacağını düşündüğüm bu yolculukla ilgili aklımızda kalanların ne olacağı ile ilgili soruya verebileceğimiz cevabın yolu kitabın okunmasından ve Bauby’nin yolculuğuna eşlik edilmesinden geçiyor.

Selma Kavurmacıoğlu


İsmet ÖZEL

YILMADAN YAP.
FIRSATI KAÇIRACAĞIN İÇİN DEĞİL,ÖNÜNDE YILGINLIK GÖSTERCEĞİN HER KİMSENİN BİR ZORBA VEYA BİR ZORBA ADAYI OLMASI YÜZÜNDEN.
YILMA Kİ SICAKTAN KAVRULANA GÖLGEN , SUDA BOĞULANA ELİN ERİŞSİN.
ÖNCE YAP , SONRA AÇIKLARSIN.
BİLGECE YAP.
YANİ KORUYARAK , YANİ İÇİN TİTREYEREK , YANİ YIKILMASIN DİYE.
TUTKUYLA YAP.
SANA VERİLEN YAŞAMA GÜCÜNÜ KULLAN.
YILMADAN,BİLGECE VE TUTKUYLA.
ÖNCE YAP , SONRA AÇIKLARSIN.

1
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim
Powered by