CAPITAL CORP. SYDNEY

73 Ocean Street, New South Wales 2000, SYDNEY

Contact Person: Callum S Ansell
E: [email protected]
P: (02) 8252 5319

WILD KEY CAPITAL

22 Guild Street, NW8 2UP,
LONDON

Contact Person: Matilda O Dunn
E: [email protected]
P: 070 8652 7276

LECHMERE CAPITAL

Genslerstraße 9, Berlin Schöneberg 10829, BERLIN

Contact Person: Thorsten S Kohl
E: [email protected]
P: 030 62 91 92

Kelebekler kadar özgür bir zihnin son kanat çırpınışları

GENEL, KİTAP / YORUM

Çok sevdiği eşi ve birbirinden sevimli çocuklarıyla mutlu bir evliliğin sahibiyken, çalıştığı işte kariyer basamaklarını birer birer tırmanıp zirveye ulaşmışken, konforlu bir evle, son model lüks bir arabayla sahip olduğu imkânlardan istifade edip dururken ve her şeyden önemlisi sağlığı da yerindeyken ne kadar da imrenilesi bir hayatın sahibiydi Bauby. 

Hayat, biteviye tekdüze gitmezdi. Her gecenin ardından bir gündüzün gelmesi gibi her gündüzün ardından da bir gece mutlaka gelirdi. Bir anda her şey tepetaklak olur; insan, varlığını da varlığı da bir başka gözle görmeye, bir başka dille okumaya, bir başka duyuşla hissetmeye başlayıverirdi, tıpkı Bauby’nin hayat serüveninde olduğu gibi.

Dünyanın en çok satan dergilerinden biri olan Elle’in, Fransa baskısının başarılı ve karizmatik editörü Jean Dominuque Bauby, ansızın geçirdiği bir beyin kanaması sonucunda, rastlanma olasılığı açısından -kendi ifadesiyle- lotoda büyük ikramiyeyi kazanma şansıyla eşdeğer ihtimalde olan bir hastalığa yakalanır ve sol gözü dışında bedeninin hiçbir tarafını hareket ettiremez. Yaşadığı felaketin ardından ona kalan sadece kullanabildiği bir beyin, gören bir göz ve işitme duyusudur.

İnsanların hayatlarının korkunç bir trajediye dönüşmesi de emsalsiz bir değer kazanması da o insanın yaşadığı olaylar karşısındaki duruşuyla ilgili bir sonuç olsa gerek. Yaratıcı gücün koymuş olduğu kanunlar bilaistisna herkes için işliyor. Ama aynı kategoride değerlendirilebilecek imtihanlar silsilesi bile herkeste aynı tavır ve davranışın zuhuruna imkân vermiyor. Ben bu imkânsızlığı asla “adalet” kavramının varlığı/ yokluğu ile ilişkilendirmek değil, yoruma mahal bırakmayacak bir şekilde “irade”nin kullanımına bağlı tercihlerle ilintili görmek isterim.

Her şeyin tıkırında gittiği bir sırada yüz seksen derecelik bir açıyla dönüş yapan hangi hayat, sahiplerinde artan bir mukavemet, ayakta tutan bir istinat, istikrarlı bir azim bulabilir; bedbinlik, ümitsizlik, tükenmişlik hislerinin aksine. Tabii ki asil ruhlarda, tabii ki sıra dışı insanlarda, tabii ki var olmanın kıymetinin bilincinde olanlarda, tabii ki emrine müsahhar kılınmış bütün eşyanın üzerinde hakkı olduğuna inananlarda, tabii ki alınan tek bir nefeslik ânın bile ne büyük bir ikram olduğunun farkında olup zayi edilmesi vicdanını yaralayanlarda…   

 Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Bu nokta-i nazardan bakıldığında Bauby, artık hayatında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bildiği hâlde, tüm olumsuzluklara rağmen yıkılmayıp ayakta kalarak, hayata tutunmaya devam etmenin yollarını bularak zor olanı başaranlar kervanına katılmayı fazlasıyla hak ediyor. Her ne kadar kıpırdayamayan bir vücuda hapsolmuşsa da kelebekler kadar özgür olan zihnini son anına ve son raddesine kadar kullanmasıyla hayatta olmanın emarelerini en çok o gösteriyor. 

Hayatını yazı yazarak geçirmiş bir insan olarak Bauby, yüz yüze geldiği ve baş etmek zorunda kaldığı Locked-In Syndrome karşısındaki ilk şaşkınlığını attıktan sonra mutat üzere içinde çağıldayıp duran kelimeleri cümlelere, cümleleri anlamlı metinlere dönüştürmek arzusuyla dolup taşmaya başlayınca duruma muttali olan doktoru gereken tedbiri alır ve kendisine bu konuda yardım edebilecek olan Claude Mendibil’i ayarlar. İşte bu andan itibaren Bauby’nin hayatı, sıradan veya trajik olmaktan çıkıp kendisi ölüp gitse de ardından güzellikleriyle anılmasına ve zor durumda olan insanların kendinden ilham ve güç almasına imkân verecek bir şekilde istisnaiyet kazanır.

Claude Mendibil öncelikle harflerin Fransızcadaki kullanım sıklığına göre yeni bir sıra oluşturur. Bauby’nin zihnindeki harfe ulaşana kadar harfleri tek tek sayar ve Bauby’nin göz kırpmasına göre doğru harfe ulaştığını anlamış olur. Sıradaki harfi bulmak için ise aynı işlem tekrar tekrar başa alınacaktır. Bu şekilde önce kelimeler, ardından da aşağı yukarı mantıklı cümle parçacıkları ortaya çıkmaya başlar. Bauby bu yöntemle tam 200 bin kez gözlerini kırpmak zorunda kalacak ve ortaya ebat açısından kısa ama açtığı kapının önümüze sereceği yol açısından upuzun 150 sayfalık bir kitap çıkacaktır.

Bauby’nin Kelebek ve Dalgıç adını verdiği kitabında; kelebek, yazarın esaret kabul etmeyen zihnine, dalgıç ise dalgıçların giydiği kıyafetin sımsıkı olması hasebiyle hareket yetisini kaybetmiş biri olarak vücudunda hapsolmuşluğuna tekabül etmektedir.

Kıymetini bilmeden hoyratça tükettiğimiz birçok nimetin elimizden uçup gitmeden değerini fark ederek ve hakkını teslim ederek yaşamamız gerektiği noktasında oluşturduğu şuur açısından olduğu kadar hayatının belli bir evresinden sonra bir yatağa mahkûm olarak yaşamak zorunda kalan bir insanın psikolojisini anlamak açısından da Kelebek ve Dalgıç’tan haberdar olmak önemli diye düşünüyorum.

Tıpkı bir denizcinin demir aldığı bir kıyıdan uzaklaşması gibi geçmişimizden sürekli uzaklaşmak, eski hayatımız alev alev içimizde yansa da yavaş yavaş bütün anılarımızın küllere dönüştüğünü seyretmek acaba bizde nasıl bir his hâline karşılık gelirdi?

Her mahrumiyet telafisiyle gelir

Sokaklar, her mevsimin kendine mahsus ziynetleriyle süslenerek sürekli elbise değiştirip dururken bizim her zaman tek mevsim ve tek dekor hâlindeki bir odada sürekli aynı manzarayı temaşaya tutsak olmamız bizde hangi estetiğe denk düşerdi?

Simsiyah bir sinek burnumuza konduğunda uçsun diye kafamızı kıpırdatmaya çalışmalarımız hiçbir netice vermezken ve verdiğimiz mücadele olimpiyat oyunlarındaki güreş müsabakalarından daha zorlu bir mücadeleye dönüşürken insana hükmetmeye ve tabiatı dize getirmeye yeltenen gücümüz ne/ neyi ifade ederdi?

Takvimlerde zaman deli gibi akıp giderken kendi cenahımızda neredeyse bir milim bile kıpırdamaması zaman algımızın ayarlarında nasıl bir değişimi beraberinde getirirdi?

İnsanların hayatlarındaki her mahrumiyetin, onun yokluğunu hissettirmeyecek veya oluşan boşluğu dolduracak şekilde bir başka açıdan telafi edildiğine kani olanlardanım. “Acaba önceden sağır ve kör müydüm, yoksa insan, karşısındakinin gerçek yüzünü görmek için felaketin keskin ışığına mı ihtiyaç duyuyor?” diyen Bauby’de de aynı hakikatin zuhur etmesi söz konusu. Onun iletişim için tek araç hâline gelen gözleri, kulağımızın duymadığı ama idrakimizin vasıtasız anladığı sözleri söyleyen hareketsiz ve sessiz küçük bir ağız mesabesine dönüşüyor. O gözler, sesi çıkmayan ve sahibinin içinde boğulan manaları dışarıya nakletmek için her gün biraz daha artan bir ifade kabiliyetine vasıl oluyor.

Bauby’nin “Sağlam gözümle soru soran bakışlar atmama rağmen belli ki günlerini başkalarının gözbebeklerini muayene ederek geçiren bu adam bakışlardaki anlamları görmeyi bilmiyordu.” tespiti, içinde olunan nimetin idrakinde olamamayı ifade eden “Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler” dizesini hatırlatıyor. İnsan bu noktada bir durup düşünüyor ve kendi kameti için boyunun ölçüsünü alma, ağırlığı için kendini tartma ihtiyacı hissediyor.

Kitabı yayımlandıktan birkaç gün sonra vefat eden Bauby “Peki ya siz genç insanlar, benim sonsuz yalnızlığıma yaptığınız bu yolculuktan sizin aklınızda ne kalacak?” diye bir soru yöneltir okuyucularına. Mülaki olunduğunda herkeste farklı bir yansımasının olacağını düşündüğüm bu yolculukla ilgili aklımızda kalanların ne olacağı ile ilgili soruya verebileceğimiz cevabın yolu kitabın okunmasından ve Bauby’nin yolculuğuna eşlik edilmesinden geçiyor.

Selma Kavurmacıoğlu


Post a comment